Blog

Işık Ergüden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Işık Ergüden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2014 Pazar

Özlem Akalan
Vatan Kitap Eki 15.03.2013 



Portekizli şair, oyun yazarı,
 eleştirmen ve çevirmen Fernando Pessoa,
bu kez karşımıza polisiye yazarı kimliğiyle çıkıyor. Yarattığı onlarca mahlasla kimi zaman bu kişilerin fikirlerini çarpıştıran ama hepsine mutlaka kendinden bir parça katan Pessoa’nın dedektif öykülerinin başkahramanı Quaresma da elbette yazardan izler taşıyor.






Bir kitap satın alıyorsunuz, heyecanla sona yaklaşıyorsunuz ama bir de bakıyorsunuz, kitap hatalı basılmış ve son yirmi sayfası yok! Elbette kitabı iade edip yenisini alabilir ve romanınızı keyifle bitirebilirsiniz. Ama o an yaşadığınız paniği, mutsuzluğu, hayal kırıklığını düşünsenize! Benzer bir hayal kırıklığını Robert Jordan’ın bana göre eşsiz, harikulade hatta “Yüzüklerin Efendisi”nden daha başarılı “Zaman Çarkı” serisinde yaşamıştım. Bilen bilir, binlerce sayfalık, onlarca kitaptan oluşur “Zaman Çarkı”. Oku oku bitmez. Serinin son kitabı henüz Türkçeye çevrilmediği için hakikaten de bitmiyor! (Orijinalinde 14. kitaba ulaşan seri yaklaşık 14 bin sayfa.) Ama benim için asıl felaket, serinin son kitabını yayınlayamadan yazarın ölüp gitmesi oldu. Kendisi “Zaman Çarkı”nı 12 ciltte bitirmeyi planlıyordu. Ağır bir kalp rahatsızlığı olduğu için hikâyenin son notlarını eşi ve editörüne emanet etmişti. Onlar da sanırım yazdıkça yazıyorlar ki, kitap bir türlü nihayete ermiyor! Bense yazarın son yazdığı 11. kitapta kaldım. Başkalarının devam ettirdiği bir öykü aynı zevki verebilir mi henüz karar veremediğim için altı yıldır beklemedeyim.

Bir diğer “bitmeyen öykü” de J.R.R Tolkien’in “Bitmeyen Öyküler”i. Tam kişileri, olay örgüsünü anlamaya başlıyorsunuz öykü bitiveriyor. Yüzlerce sayfalık bir kitap sizi mutlu ettiği kadar sinirlerinizi de bozuyor. Kader bu ya, yine bitmeyen öykülerden oluşan bir kitap var elimde; “Bulmaca Meraklısı Quaresma”. Bu kez yazar, yazdıkları kadar yarattığı farklı edebi kişilikler, edebiyat akımları ve özellikle şiirleriyle tanıdığımız Fernando Pessoa. 
Bu tarz bitmeyen öykülerin yayınlanması, bir yazara tutkuyla bağlı okur için bulunmaz nimet. Çünkü yazarın düşünce tarzını, yazım stilini en ham haliyle görme imkanı buluyor okur ve eksiksiz bir arşive sahip olabiliyor. Yayınevleri için de büyük bir prestij olduğunu düşünüyorum. Ancak yine işin ağır kısmı yayınevlerine düşüyor, zira okurun zora düştüğü anlarda notlar ve açıklamalarla sık sık ayrıntıları aktarma yükümlülüğü üstleniyorlar. Neyse ki Tolkien’in “Bitmeyen Öyküleri” de Pessoa’nın “Bulmaca Meraklısı Quaresma”sı da okura yol gösteren notlarla dolu. 

POLİSİYE TUTKUNU

Bir uzun, iki kısa dedektif öyküsünden oluşan “Bulmaca Meraklısı Quaresma”da Fernando Pessoa, tutkuyla bağlı olduğu polisiye tarzına katkıda bulunuyor. Pessoa’nın Quaresma öykülerini yazmak onlarca yılını almış. En başta on iki öykü tasarlamış ama hiçbirini bitiremeden bu dünyadan göçüp gitmiş. Ancak bu öykülerde öne çıkan ve önemlerini artıran, kimin hırsız veya katil olduğu ya da olay örgüsü değil, Quaresma’nın akıl yürütme tekniği. Psikolojik, tarihsel, olgusal, duygusal, sosyolojik, paradoksal, sezgisel, varsayımsal ya da tesadüfi, aklınıza ne gelirse, her türlü düşünme tarzını işin içine katarak sonuca ulaştırıyor Quaresma’yı. Öyküler bitmemiş olmakla birlikte en azından bu kitapta yayınlanan iki tanesi çözüme ulaşıyor. Bununla birlikte yazar, henüz son şeklini vermediği için kişi isimlerinden yer isimlerine kadar pek çok şey öykü boyunca farklılıklar gösterebiliyor. Neyse ki çevirmen Işık Ergüden, doyurucu önsözü ve düştüğü notlarla okurun işini kolaylaştırıyor. Böylelikle kafa karışıklığı azalıyor. Örneğin, kitabın başındaki önsözde arkadaşı Abilio Quaresma’nın “bir süreliğine bulunduğu New York’ta” öldüğünü söyleyen Pessoa, önsözü “Mesleğini icra etmeyen doktor ve bulmaca çözücü, 1865’te Tancos’ta doğan ve içinde bulunduğumuz bu 1930 yılında Lizbon’da ölen...” sözleriyle tamamlıyor.

Yine de dediğim gibi, Pessoa’nın dedektif öykülerinde öne çıkan, bu tarz ayrıntılardan ziyade düşünme ve olayları birbirine bağlayış tekniği.

Şiirleriyle ünlü birinin polisiye merakı, okura şaşırtıcı gelebilir (Bakınız Edgar Allan Poe). Bununla birlikte Pessoa, polisiye tutkusuna günlüklerinde, mektuplarında ve denemelerinde sıklıkla yer vermiş. Mesela “Erostratus” adlı denemesinde polisiyeyi şu sözlerle övüyor yazar: “İnsanlığın entelektüel yaşantısında hâlâ varlığını sürdüren ender entelektüel eğlencelerden biri polisiye roman okumaktır. Hayatın yaşamama izin verdiği giderek azalan mutlu saatler arasında Conan Doyle ya da Arthur Morrison okumaktan bitap düştüğüm anları en iyi dönemim kabul ediyorum.”

QUARESMA, KENDİSİ

Ölümünün ardından bulunan çok sayıdaki el yazmaları içinde yer alan tamamlanmamış dedektif öyküleri, doğal olarak yayıncıların ilgisini fazla çekmemiş ve ağırlıklı olarak Pessoa’nın şiirlerini yayınlamışlar. Yıllar içinde düzyazı metinlerine sıra gelmiş ve bu öyküler de gün yüzüne çıkmış. 

Pessoa’nın dedektif öykülerinin başkahramanı Abilio Quaresma artık mesleğini icra etmeyen bir tıp doktoru. Sıradan görünüşlü, yalnız ve yaşamın bulmacalarını çözmeyi tercih etse de gazetedeki bulmacalarla yetinen biri. Burada sözü, çevirmen Işık Ergüder’e bırakmak istiyorum. Zira Pessoa ile yarattığı Quaresma karakteri arasındaki bağlantıyı öyle güzel kurmuş ki, benim başka şekilde ifade etmeme mahal bırakmamış: “Pessoa’nın birçok kişisi ve yazarın kendisi gibi, yaşam karşısında beceriksiz, sıradan görünüşlü, ama akıl yürüterek kendini dönüştürebilen biriyle karşı karşıyayız. Hayatı seyreden biri; bulmaca meraklısı; duygu yoksunu. Pessoa’nın kendini tarif etmekte kullandığı ve polisiye öykülerinde Quaresma’ya uygulandığını göreceğimiz deyimler bunlardır. Quaresma kişiliği, yaratıcısına yakın bir edebi kişiliktir.” 

TWITTER FENOMENİ

Pessoa’nın en büyük özelliği yarattığı mahlaslardı. Aslında bunlara mahlas demek yerine kendisi “heteronim” demeyi tercih etmişti. Çünkü bunlar takma isim olmaktan çok öteydi; her “heteronim”in kendi hayat görüşü, fiziksel, biyolojik özellikleri ve yazım tarzı vardı. Yazılarında kıyasıya çatışıyor, birbirlerine cevap veriyorlardı. Yazarın yarattığı yetmişin üzerindeki “heteronim”in bazıları birbiriyle akrabaydı ya da en azından tanışıyordu!
Alberto Caeiro, Ricardo Reis ve Alvaro de Campos, yazarın en önemli “alter ego”ları. Zaman zaman işin çığrından çıktığı da olmuyor değildi. Bir keresinde Campos karakteri, Pessoa’nın yaşadığı kayda değer tek ilişkiyi kıskanıp Pessoa’nın kız arkadaşına mektuplar yazmış, kız da bu oyundan büyük keyif alıp ona cevap vermişti. Amatör bir astrolog da olan Pessoa’nın dikkat çeken “heteronim”lerinden biri de 1915 yılında yarattığı Raphael Baldaya adındaki uzun sakallı astrolog. Hatta “heteronim”lerinin yıldız haritalarına bakarak karakterlerini belirlediği de söyleniyor.

Geçen hafta Buket (Aşçı) ile Pessoa üzerine konuşurken o kadar güzel bir saptama yaptı ki, “buraya almadan olmaz” dedim; “Pessoa yaşasaydı bir twitter fenomeni olurdu”! Kimilerinin gerçek, kimilerininse maskeli karakterlerini ortaya koyduğu Twitter, elbette Pessoa için mükemmel bir oyun alanı olurdu. Hangi karakteriyle kime laf atacağını, hangi akıl oyunuyla kimi tuş edeceğini sadece hayal etmek bile keyifli!

Kaynak: hhttp://vatankitap.gazetevatan.com/haber/pessoaya_selam_olsun_diye/1/20365#.UWvDUYFsLhY.twitter

30 Nisan 2014 Çarşamba

Kafka’dan Albert Camus’ye kadar önemli yazarlara esin kaynağı olan KÂTİP BARTLEBY, 
İLKNUR ÖZDEMİR'in yeni çevirisiyle


Özgün Adı: Bartleby The Scrivener
80 sayfa
978-605-4927-35-7
7 TL.



“YAPMAMAYI TERCİH EDERİM.”

On dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Wall Street’teki bir mühürdarlık bürosunda çalışan az rastlanır kişilikteki bir kâtibin ağzından çıkan ve onun hayat felsefesini dile getiren bu ünlü cümle, o günden beri tekrarlanıp duruyor.
Kâtip Bartleby, kendisine verilen görevleri yapmamayı tercih ettiğini söyleyerek çalışmanın sınırlarını pasif direnişle çizen bir öncü. İşini son derece kusursuz yapsa da günün birinde ‘çalışmamayı tercih eden’ Bartleby, mühürdarlık bürosunun sahibi avukatın ağzından anlatılıyor. Kâtibinin inadıyla başa çıkamayan avukat, kapitalizmin kalesinde, devasa binaların duvarlarına bakan masasında, sadece çalışmayı değil yaşamayı da durduran, hiçbir işe yaramayan bu adamdan kurtulmak ister, sonunda akıl ve mantık dışı bir çözüme yönelir. Bartleby’nin hikâyesi, bireyin toplum kurallarına karşı tavrını yansıttığı kadar özgür irade ve determinizm konularına da bir pencere açıyor. Kendini dünyadan soyutlayan, özgürlüğünden taviz vermeyen Bartleby canının istemediği hiçbir şeyi yapmazken kâtibinin çalışmaması karşısında ona hem acıyan hem de öfkelenen avukatın bu direnişe gerekli tepkiyi göstermemesi şaşırtıcı ve düşündürücü.
Kafka’dan Albert Camus’ye kadar önemli yazarlara esin kaynağı olan Kâtip Bartleby, absürd edebiyatın öncülerinden ve Amerikan edebiyatının kült yapıtlarından.

“Bartleby, paravanın arkasında oturduğu yerden son derece yumuşak, ama kararlı bir sesle, ‘Yapmamayı tercih ederim,’ dediğinde yaşadığım şaşkınlığı, yo, dehşeti bir düşünün.”


Komik ve eğlenceli bir klasik 
ODAMDA YOLCULUK, 
IŞIK ERGÜDEN'in yeni çevirisiyle.

Özgün Adı: Voyage autour de ma chamber
120 sayfa
978-605-4927-36-4
9 TL.

Dünyanın gizli saklı köşelerini, cennet mekânlarını ve zorlu güzergâhlarını dolaşan yolcuları şaşırtacak, genellikle küçümsenen ve göz ardı edilen bir coğrafyanın ilk gezi rehberini yazmıştır Xavier de Maistre: Odamda Yolculuk.
Çevresi otuz altı adımdan ibaret ‘kocaman’ odasında kırk iki günlük zorunlu bir hapse mahkûm edilen 18. yüzyıl sonu yazarlarından Xavier de Maistre, tutsaklığını ironik bir özgürlük metnine dönüştürmeyi becererek edebiyat tarihine geçmiştir. Kendisini kısıtlayan dış koşullara inat, insanın kendi bedeniyle ruhunu birbirinden ayrıştırmasının mümkün olduğunu öne sürer Maistre; ruhunu istediği her yere, görmeyi arzuladığı her türlü güzelliğe gönderebilmekle birlikte, bedeninin bu yolculukta karşılaştığı yataktan koltuğa, masadan duvarlarda asılı tablolara kadar odanın topografyasını da ayrıntılı biçimde anlatmaktan geri kalmaz.
Bir yolcunun özgürlüğünü esaret altında bile hissedebilenlerin gayet iyi anlayacağı metinlerden biridir Odamda Yolculuk.

“Gerçekten de, herkesten gizlenerek çekilebileceği küçücük bir odası bile olamayacak kadar bahtsız, terk edilmiş olabilir mi insan? İşte, yolculuğun bütün hazırlığı bundan ibaret.”


Dizinin ilk 2 kitabı








17 Mart 2014 Pazartesi


KIRMIZI KEDİ KLASİKLER DİZİSİ

Dünya klasiklerinden seçkin örnekler, Kırmızı Kedi tarafından, usta çevirmenlerin yeni çevirileriyle okura sunuluyor.
Küçük ve zarif tasarımlarıyla nesne-kitap olarak da dikkati çeken dizinin ilk iki kitabı Satranç ve Tembellik Hakkı
Mart ayında yayımlandı.


STEFAN ZWEIG’ın başyapıtı sayılan Satranç
İLKNUR ÖZDEMİR'in yeni çevirisiyle





Mart 1938’de, Almanya’nın Avusturya’yı ilhak etmesinden sonra Gestapo, pek çok manastırın malvarlığını yöneten Viyanalı ünlü avukat Dr. B.’yi tutuklar. Gestapo tarafından tek başına bir otel odasında tecrit edilen avukat, aylarca sorgulayıcılarından başka kimseyle konuşamaz. 4. ayın sonunda, sorgulamaya götürüldüğü bir gün, bekleme odasında tesadüfen bulduğu bir kitabı çalar. Satranç tekniklerini öğreten bu kitap sayesinde  bu oyunda ustalaşır ve serbest kaldıktan sonra çıktığı bir yolculukta dünya satranç şampiyonuyla karşılaşır.  Nasyonal sosyalizmin ve faşizmin koyu bir eleştirisine dönüşen bu küçük roman, unutulmaz bir başyapıt. 

Bir kült kitap olan PAUL LAFARGUE'ın
 
Tembellik Hakkı, IŞIK ERGÜDEN'in
yeni çevirisiyle




Tarihsel bakımdan son derece zengin bu klasik metin, 21. yüzyılda da güncelliğini korumayı başarmaktadır. Makineleşme sayesinde çalışma süresinin kısaltılabileceği, boş zamanın arttırılabileceği yönündeki Lafargue’ın görüşü, üzerinden geçen yaklaşık bir buçuk asra rağmen, çalışma ve tüketme mitlerinin egemenliğinin iyice pekiştiği, “hayat”a daha az yer kalan günümüz dünyasında hâlâ bir talep olarak yerini korumaktadır...