Blog

Siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Siir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Temmuz 2014 Çarşamba


260 sayfa
978-605-4927-53-1

21 TL.


Usta şair Şükrü Erbaş’ın külliyatına şiirlerinden sonra bütün yazılarıyla devam ediyoruz.

Şükrü Erbaş, zaman zaman öyküye yaklaşan denemelerinin, şiirsel düzyazılarının bir bölümünü İnsanın Acısını İnsan Alır'da bir araya getirdi. Yazılarında  bireysel acılara, hayal kırıklıklarına, yalnızlığa yer verirken toplumsal olanı da dışarıda bırakmıyor.





“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.” 

2 Temmuz 2014 Çarşamba

Sivas Katliamı'nın 21. yılında Madımak Oteli'nde kaybettiğimiz canları unutmuyor, unutturmuyoruz!

Katledilen Metin Altıok'u, Behçet Aysan'ı ve diğer canlarımızı saygıyla anıyoruz.




Otelin merdiveninde basamaklara oturmuş bekleyen üç şair: Metin Altıok, Behçet Aysan, Uğur Kaynar… 
Otelin adı, yaylalarda açan çiçekti, Madımak'tı. Otelin içindekilerse ülkenin yazarları, şairleri, araştırmacıları, ozanları, karikatürcüleri, tiyatrocuları, semahçıları. Sekiz saat süren bekleyişin sonunda bir kibrit çakıldı. Otuz beş eli kolu bağlı insan alev alev can verdi. 
Otelin etrafını saran güruhun protesto ettiği, halk edebiyatımızın büyük ozanlarından Pir Sultan Abdal için düzenlenen şenliklerdi.
Tarih: 2 Temmuz 1993. Gün: Cuma. Yer: Sivas'tı.
Katliamın sonunda merdivende oturan üç şair de yaşamını yitirdi. 
Üç insan. Üç şair. Üç aydın kişi. Son kez yan yana gelmişlerdi. Sanki katliamın belleğimizden silinmeyecek fotoğrafını bizlere iletmek istercesine…


Bir Eflatun Ölüm

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım.
git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.



...
Sen yarım kalmış bir aşkın
Kaçınılmaz sürgünü,
Katlanan göğsündeki kayaya.
Sen orda şimdi bir hüznü köpürt,
Ben bir çocuğa su vereyim burda.

Ben ki kiracıyım bir acıya.
Sen imzalarsın sabah akşam
Defterini bensizliğin,
Bense kanla öderim
Kirasını kaldığım evin.
Bir takvimi tersten açardık
Eğer isteseydin.
...



"Sevgili kızım, biriciğim;
Uzun bir süredir sana mektup yazamadım. Nedenleri vardı. Aramızdaki kopukluk duygusal değil, bir iletişim kopukluğuydu. Senin için canımı bile verebileceğimden kuşkun olmasın. Özlemin taş gibi göğsümde duruyor. Düşlerime giriyorsun. Sokakta bir kız çocuğunun "baba" diye bağırması yüreğimi kanatıyor. Kaç zamandır bana baba demene hasretim. Bu yazı seninle birlikte geçirmeyi ne kadar isterdim bilemezsin. Ama olmadı, olamadı."

Edebiyatımızın "acıya kiracı" şairi Metin Altıok'un, kızı Zeynep'ten çok uzaktayken ona yazdığı mektuplar sadece sevginin ve dindiremediği bir özlemin değil; onun şiirinin de aracısı. Altıok'un mektupları kâh Bingöl'den gönderiliyor, kâh İzmir'den, "sevgili meleğine, biriciğine." Felsefe öğretmeni olarak atandığı Bingöl'den haberler verirken, iç du?nyasının iniş çıkışlarını, sarsıntılarını, sitemlerini yine de en çok özlemini yazıyor Altıok. İçtenlikle yazıyor, ruhunu açıyor, onca uzaklıktan kızına ulaşmaya çalışıyor. Bu mektuplarda bir babanın duyguları, özlemleri olduğu kadar öldürülen Cavit Orhan Tütengil'e ne oldu sorusu da, kendi yaptığı Kibele heykelciklerinin gözaltına alınışları veya Bingöl'ün yoksulluğu da var. Kısacası yalnız kalmış bir şairin dünyası. Şair Metin Altıok'un yanında, baba Metin Altıok'u da tanımak isteyenler için bu mektuplar eşsiz birer ipucu...

5 Haziran 2014 Perşembe



Türk şiirinin incelikli şairi GÜLTEN AKIN, son yapıtı "Beni Sorarsan"da; 
şiirinin sahiciliğini, samimiyetini dingin sesiyle sürdürüyor.

Geçtiğimiz yıldan beri Kırmızı Kedi Yayınevi’nin Metin Altıok’un ailesiyle birlikte düzenlediği  Metin Altıok Şiir Ödülü; şiiri hayatın 'anlam'larından biri kılan tutumuyla, her türlü yalnızlığımızdan yeni bir dil kurabilme yeteneğiyle 
ve Türkçe'nin büyük şiir geleneğini daha da büyüten şiirinin derinliğiyle 
Gülten Akın'ın "Beni Sorarsan" kitabına verildi.

Doğan Hızlan Başkanlığında Hilmi Yavuz, Güven Turan, Talat Sait Halman, Ali Cengizkan, Haydar Ergülen ve Eray Canberk’ten oluşan seçici kurul 
kararını oybirliğiyle almıştır.

Ödül Töreni 13 Haziran Cuma günü, saat 19.30’da, Beşiktaş Fulya’da, 
Fulya Sanat Merkezi’nde yapılacaktır.

30 Nisan 2014 Çarşamba



Bu yıl 7'ncisi verilecek olan Metin Altıok Şiir Ödülü için yapılacak başvuruları Kırmızı Kedi Yayınevi adresine bekliyoruz. Adaylar 9 Mayıs 2014 tarihine kadar 2013 yılı içerisinde yayımlanmış şiir kitaplarıyla (8 kopya olarak) başvurabilirler. Ödül tarihi ve yeri daha sonra açıklanacaktır.

SEÇİCİ KURUL:

Doğan Hızlan
Hilmi Yavuz
Güven Turan
Talat Sait Halman
Ali Cengizkan
Haydar Ergülen
Eray Canberk

ADRES: 
KIRMIZI KEDİ YAYINEVİ
Ömer Avni Mah.
Emektar Sok. No: 18
Gümüşsuyu - Beyoğlu
İstanbul
Tel: (212) 244 89 82

E-posta:info@kirmizikedikitap.com  

26 Mart 2014 Çarşamba



Türk şiirine hem şair hem çevirmen olarak büyük katkıları bulunan,
1992'den bu yana edebiyat alanında 
akademik çalışmalarını sürdüren
Ataol Behramoğlu'nun seçkisiyle 20 ülkeden 60’ı aşkın şairden
günümüz
Latin Amerika Şiirleri Antolojisi.

Ataol Behramoğlu ve Ebru Yener Gökşenli'nin derleyip çevirdiği Latin Amerika Şiirleri Antolojisi çağdaş Latin şiirinin panaroması niteliğinde bir çalışmadır.


Latin Amerika Şiirleri Antolojisi'nden tadımlık:




Pedro Shimose – Bolivya

GÖSTERİ

Acı biberdeki öfkeyle,
kolumun altındaki akbabayla çıkıyorum,
geçiyorum sokağı elimde bir taşla,
açlığımı gözetleyen bir polisle yürüyorum yolu,
arıyorum gecenin duyusunu ve görüsünü,
afişler yapıştırıyorum, meydanlarda koşuyorum,
bağırıyorum dilimde bir korla,
boyuyorum duvarları: “Yaşa Che” diye
bana su veriyorlar hortumla,
ateşim ben;
dumanla vuruyorlar darbeyi bana,
toprağım ben;
nerede olursa olsun bir yara açıyorlar,
halkım ben;
izliyorlar beni, hapsediyorlar, işkence yapıyorlar.
özgürlük şarkımı söylüyorum, oynatıyorum kaldırım taşlarını,
kırıyorum tahtaları ve camları, söylüyorum şarkımı,
en doğal korkumla gidiyorum greve ve bir yudum sıcak kahveyle;
uçuyorum şehrin üstünde, tırmalıyorum havayı, parçalıyorum vitrinleri,
gazetelerin sayfalarını yumrukluyorum,
yıkıyorum kapıları, alt ediyorum maskeleri ve kalın sopaları,
tarihin kapılarından geçip gidiyorum,
benim o!




Roberto Sosa – Honduras


YOKSULLAR

Çoktur yoksullar
bu yüzden imkânsızdır
onları unutmak.

Türlü türlü binalar
görürsünüz
kuşkusuz
gündoğuşlarında,
yaşamak isterler çocuklarıyla
işte bu yuvalarda.

Taşıyabilirler
omuzlarında
tabutunu bir yıldızın.

Öfkeli kuşlar gibi
yırtabilirler gökyüzünü,
güneşi gölgeleyebilirler.

Ama tanıyamadan hazinelerini
girip çıkarlar aynalarından kanın;
yürürler ve yavaşça ölürler.

Bu yüzden
imkânsızdır onları unutmak.




Rei Berroa – Dominik Cumhuriyeti


AYIRAMAM ÇEKİLEN ACIDAN SESİMİ

Ne kadar çok istese de çiçek,
ağaç gibi ufka hâkim olamaz.

Hayatı sonraya bırakamayan
o kişi gibi,
nefret ederek başladı tüm karanlık olan
çünkü yorulana dek ışık istiyordu.

Ve şüphesiz
gece kocaman bir kalptir
kanatlarında toplayan
susuzluğu, açlığı, aşk çayırını
ve göz bebeğinde birleştiren
düşlerinin açlığını, şeffaflığın sessizliği
keşfediyor bizi şafak vakti.

Güzel ve korkunçtur düşünmek,
ki bazen yalan olur ümit.

Ve kuşkusuz
engel olamam yaralı ıslığıma
kaplar tüm benliğimi.
Kan akar benden, kelimelerin orta yerinden
ve yaşama isteği olmadan beliririm orada
yarattığımız dünyaya baktığımda
düşlerde ve ölümün efendileriyle aynı anda.

Üzgünüm Armando, José, Tom, Ataol,
üzgünüm anne, tarihin dört bir yanından
gelen tüm dostlar,
özür dilemek istiyorum öncelikle,
gece ve gündüz yapmayı denesem de,
kısacık bir an bile yapamazdım
sesimi iyileşemeyen ve çaresizce acı çekenlerden ayıramazdım.