Blog

José Saramago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
José Saramago etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ağustos 2014 Cuma



José Saramago'nun bu çarpıcı öyküsü, kimseyi varlığına inandıramadığı bilinmeyen bir adanın peşine düşen bir adamın ve tüm hayatını geride bırakarak bu arayışa katılmaya gönüllü bir kadının hikâyesini anlatır.


Bu çocuksu, masumane öykü, derin mimarisiyle birlikte ele alındığında birden kılık değiştiriyor ve Swift’i ya da Voltaire’i aratmayacak parlak bir felsefi metne dönüşüyor. Anlatı teknikleriyle oyunlar oynayan büyük yazar, okura yeniden harika bir okuma zevki sunuyor.


Emrah İmre’nin Portekizceden çevirisi ve Birol Bayram’ın desenleriyle okurun minör başyapıtlarından olacaktır Bilinmeyen Adanın Öyküsü.


“Saramago görünüşte sade bir öyküyü basit bir dille ve masum karakterlerle aktarıyor; okurlar, hayalperestler ve âşıklar psikolojik, romantik ve toplumsal altmetinleri fark edecektir.” 
Publishers Weekly



30 Temmuz 2014 Çarşamba

Mert Tanaydın
Radikal Kitap Eki 24.09.2013 

Belki de Nobel’li yazarlar arasında ülkemizde son yılların en çok sevilenlerinden biri José Saramago. Márquez bir adım öndedir belki, Orhan Pamuk’u saymıyorum; okur onun üslubuna, mantığına ve temalarına olabildiğince alışmış durumda. Bugün bakınca, Türkiye’deki kitabevi raflarında üçüncü kez arzı endamına şahit oluyoruz, José Saramago’nun ilk başyapıtı Baltasar ile Blimunda’nın çevirisinin. İsmi, arada Manastır Güncesi de olmuştu (Portekizce orijinali Memorial do Convento’dan esinle; ilk ve şimdiki ismi İngilizce baskısından esinle konulmuş); çevirmeni, Saramago konusunda kıdemli Işık Ergüden. Sarı kapaklarıyla rafları dolduran Saramago yapıtları, okurların zihinlerini de destansı uzunlukta cümlelere yedirilmiş mizahi bir mantıkla dolduruyor, hem okuma keyfi hem de düşünme imkânı sağlıyor.
Portekiz, Salazar tarafından yönetilen faşist bir ülkeyken, yıllar boyunca sosyalist basında görev yapan Saramago, 1974-75’teki Karanfil Devrimi’nin ardından kurulan modern düzende kendini gerçekleştirmeye, edebiyatını geliştirmeye ve romana odaklanmaya niyetlenmiş yaşı ilerlemiş ama alelade bir yazardır. İlk yapıtlarında kişisel deneyimlerini romanlaştırırken, Latin dillerinin (özellikle Portekizce ve İspanyolca) cümleciklerle genişletilebilen, sayfalar boyunca uzayan cümle kalıbını geliştirmeye başlamıştır. Devrim sonrasında özgürleşen ülkede seyahat hakkını da rahatlıkla kullanan yazar, ülkeyi karış karış dolaşır ve 1981’de Portekiz Yolculuğu adını taşıyan kitabını da yayımlar. Tüm bu süreç, bir yazarın memleketini, tarihini ve kendi olanaklarını değerlendirerek, ilk başyapıtını yazmasına imkân tanır.

Tarihten bir karakter
Portekiz tarihindeki gerçek olaylardan harekete geçer Saramago: 18. yüzyılda, saltanatın ve dini kurumların (engizisyon) ülkeyi yönettiği bir dönemde, kraliyet ailesinin veliahtları doğduğunda Lizbon’un 28 kilometre ötesinde Mafra Manastırı’nı inşa ettirme kararı vermeleriyle başlatır romanını; aynı dönemde uçma meraklısı bir rahip olan Bartolomoeu Lourenço de Gusmau’nun tasarladığı tarihin ilk uçuş aletlerinden Passarola’nın inşa sürecini, denemeleri ve sonunda engizisyonla yargılanmasını katarak kurguyu fantastik bir boyuta çıkartır (gerçektir Peder Bartolomoeu’nun hikâyesi, Jules Verne yapıtlarından çıkmış gizi gözüken bu karakteri Saramago uydurmamıştır, tarihten almıştır); ve Saramago’nun imzası haline gelecek olan, tutku dolu aşklarıyla tüm zorlukları yenecek ve bu esnada biz okurlara masalsı gelecek tüm olayları anlatacak bir çiftin eklenmesiyle tablo tamamlanır: genç ve çolak bir asker olan Baltasar, kör ama sezgileri güçlü (yıllar sonra yazılacak olan Körlük’te tek kör olmayan Doktor’un karısıyla güzel bir zıtlık sağlanmış), annesi cadı olarak engizisyon tarafından yakılmış Blimunda’yla Saramago yazınının en güzel aşklarından birini okuruz.

1982 yılında, 60’ına gelmiş ortakarar bir yazar olarak Baltasar ile Blimunda’yı yayımlatan Saramago, beklenmedik bir başarı elde eder: Sadece kendi ülkesinde fenomen olmakla kalmaz, Portekiz’in Avrupa Ekonomik Topluluğu’na alınmasının ertesinde İngilizce olarak 1987’de ilk yayımlanan Saramago romanı olur; tarihin fantastik bir kurguyla ele alındığı romanların en önemli örneklerinden biri haline gelir; hatta kanımca zamanla pek çok ülkedeki yazarı doğrudan ya da dolaylı olarak etkiler (etkilenimin nasıl geliştiğini bilemeyiz ama romanlarını çok sevdiğim İhsan Oktay Anar’ın üslubunda ve seçtiği konularda, misal yeni romanı Yedinci Gün, Portekizli ustanın kitabından izler bulmak mümkün); 1998’de Saramago’nun Nobel’i kazanarak edebiyatın Olimpos’una yerleşmesine sebep olacak yolun en önemli taşlarından birini oluşturur. Ekonomik başarısı sonradan yazdığı romanları daha rahat hazırlamasını sağlar, tarihi gerçekleri yeniden farklı bakışla ele aldığı üslubunu sonraki romanlarında da kullanır, José Saramago okurların en sevdiği anlatı çığlarından biri haline gelir böylece.

31 Mart 2014 Pazartesi

Görünüşte birbirinin aynı olan iki insan
gerçekte aynı kişi olabilir mi?


Çeviren: Emrah İmre
Özgün Adı: O Homem Duplicado
308 sayfa
978-605-4927-20-3
23 TL.

Tarih öğretmeni Tertuliano Máximo Afonso videoda izlemek üzere bir film alır. Aynı gece evdeki gürültülere uyanınca filmin videoda kendi kendine oynadığını görür. Filmdeki figüranlardan biri kendisinin beş yıl önceki haline tıpatıp, ikiz gibi benzemektedir. Tertuliano bu adamın izini sürmeye çalışır; saplantıya dönüşen arayışının tedirgin edici, hatta dehşet verici sonuçlara ulaşacağını anladığında ve adamın kim olduğunu öğrendiğinde garip bir hikâye gibi başlayan olay, kimlik ve benlik üzerine karmaşık bir düşünceler silsilesine dönüşecektir.


Kopyalanmış Adam sinemaya da Düşman adıyla uyarlandı. Başrolünü Jake Gyllenhaal'ın üstlendiği filmin çekimleri 2013 yılında tamamlandı. Düşman'ın, Mayıs ayında ülkemizde de gösterime girmesi bekleniyor.





Türkçe altyazılı fragman:



4 Aralık 2013 Çarşamba



José Saramago'nun Portekizcede ilk basımı 2008 yılında yapılan, yazarın büyük bölümünü hastane yatağında tamamladığı romanı Filin Yolculuğu, Lizbon’dan Viyana’ya doğru yola çıkan bir fil ile bakıcısı yoksul Subhro’nun ve bu tuhaf yolculuğun hikâyesini anlatır.

16. yüzyılda, Portekiz kralı III. João, kuzeni Kutsal Roma-Germen İmparatoru II. Maximilian’a hediye olarak gönderir fil Süleyman’ı. Süleyman ile Subhro, yanlarında kendilerine eşlik eden Portekiz kralının korumaları ve yardımcı ırgatlarla zorlu yolculuklarına başlarlar. Portekiz’i, İtalya’yı, Alpler’i geçerken hayatlarında ilk kez bir Hintliyle karşılaşan, ilk kez bir fil gören köylüleri ve kasabalıları şaşırtır ve etkilerler. Yolculuğun ikinci bölümünde bizzat İmparator Maximilian ve karısı Maria tarafından karşılanır ve Viyana’ya onlarla birlikte giderler.



José Saramago’nun bu en eğlenceli romanında, fil terbiyecisi Subhro’nun erdemi, pasifist felsefesi ve yaşama bakışındaki doğallık ve Süleyman’ın emir kabul etmeyen doğası, yolculuğun ritmini belirlerken, insanların ruhlarında değişimlere yol açar. Hinduizm, mistisizm ve Hıristiyanlık hikâyeleriyle, mucizelerle renklenen romanda Süleyman ve Subhro’nun dokunduğu insanlar, kilisenin söz verdiği türden bir mucizeyle karşılaşmazlar ama bu yabancılar onların ruhlarında derin izler bırakır. Saramago her zamanki ince mizahıyla, muhteşem metaforlarıyla ve insana dair gözlemleriyle olağanüstü bir yolculuğu anlatıyor.

20 Kasım 2013 Çarşamba

Dünya Çocuk Hakları gününde, 
bütün çocukların mutlu, huzurlu ve 
barış dolu bir dünyada yaşamaları dileğiyle.

José Saramago, Suların Sessizliği




Nobel Ödüllü usta yazar José Saramago bu olağanüstü güzel ve bilgelik dolu masalı, bir çocukluk anısından esinlenerek kaleme aldı.

Tijo Nehri’nin kıyısında bir çocuk saatlerce büyük bir balık yakalamaya çalışır. Sonunda oltasına bir balık takılır ama çocuk onu elinden kaçırır.
Suların Sessizliği, okumaya yeni başlayan çocuklara edebiyatın keyifli dünyasıyla tanışma fırsatı sunuyor.


“Kıyıya geri döndüğümde güneş batmıştı bile, oltamı attım, bekledim. Dünyada suyun sessizliğinden daha derin bir sessizlik olduğunu sanmıyorum. O saatte onu hissettim ve asla unutmadım.” 



Çeviri: Pınar Savaş
Resimleyen: Manuel Estrada



Pablo Neruda, Bir Yıldıza Övgü




Yirminci yüzyılın büyük ozanı, Şilili usta Pablo Neruda'dan çocuklara ve hep çocuk kalmak isteyenlere yıldızlar kadar zarif, yıldızlar kadar ışıltılı ve büyülü bir şiir.
Büyüdüklerinde, gündelik hayatın akışına katıldıklarında, düşlerini unutmasınlar, yüreklerinde ve beyinlerinde bir yıldız taşımayı ihmal etmesinler diye minik bir anımsatma...

Gökte parlayan bir yıldızın cazibesine kapılan kahramanımız, büyük bir gökdelenin tepesine çıkarak yıldızı tutuverir. Kimse görmesin diye sakladığı yıldızın pırıltısı pencereleri aşıp insanların ilgisini çekmeye başladığında, bu durum kahramanımızı hesapta olmayan bir yolculuğa çıkmaya zorlar.




Çeviri: Işık Ergüden
Resimleyen: Elena Odriozola



Virginia Woolf, Yaşlı Kadın ve Papağan




Ünlü yazar Virginia Woolf’un çocuklar için kaleme aldığı Yaşlı Kadın ve Papağan, usta bir yazarın kaleminden çıkan küçük ama etkileyici bir hikâye.

Tek başına yaşayan Bayan Gage, geçimini ayakkabı onararak sağlamaktadır. Bir gün bir avukatlık bürosundan gelen mektup, uzun zamandır görüşmediği ağabeyinin vefat ettiğini bildirir ona. Nesi var nesi yoksa kızkardeşine bırakmıştır. Hemen yola çıkan Bayan Gage, ağabeyinin yaşadığı kasabaya gider ve orada bir sürprizle karşılaşır: Ağabeyinden kendisine kalanlar arasında bir de papağan vardır. Ancak bu sıradan bir papağan değildir ve onun sayesinde Bayan Gage’in hayatı tümüyle değişecektir.
  


Çeviri: İlknur Özdemir
Resimleyen: Fulya Hocaoğlu