Blog

Yalnız Kadınlar Yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yalnız Kadınlar Yazı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2014 Pazartesi

Akşam Gazetesi Kültür-Sanat Servisi11.08.2014 

ABD'nin çok satan kitaplarından 'Yalnız Kadınlar Yazı' raflardaki yerini aldı. Beatriz William'ın yazdığı kitapta I. Dünya Savaşı sonrasında, birey ve toplumda açığa çıkamayan sosyal kargaşa anlatılıyor.

New York Times Bestseller Listesinden Bir Yaz Romanı: Yalnız Kadınlar Yazı  Kırmızı Kedi Yayınları tarafından Türkiye'de yayımlandı. Kısa sürede beğeni toplayan roman, eleştirmenler tarafından da yaz mevsiminde okunması gereken kitaplar listesinde gösterildi. Beatriz Williams’ın kitabı geçen yıl ABD’de yayımlandığında, Vanity Fair, The Oprah Magazine ve Good Housekeeping dergileri tarafından yazın okunacak en iyi romanlardan biri seçilmişti. Uzun süre New York Times çok satanlar listesinde yer alan roman, üç arkadaşın yıllara uzanan arkadaşlıklarını, hayatla ilişkilerini, değişimlerini ele alıyor.  
Kitabı yazarken nelerden ilham aldınız?  
Eşimin ailesi Connecticut eyaletinin güneydoğusunda yaşıyor. Burası o şiddetli New England kasırgasının meydana geldiği bölgeye çok yakın, bu nedenle fırtına beni uzun zaman büyülemiştir. Kasırganın meydana geleceğini kimse bilmiyordu, hava tahminleri sabah saatlerinin güneşli ve öğleden sonra hafif rüzgârlı olacağı şeklindeydi. Ancak kasırganın hızı Kategori 3 olarak tespit edildi, dalgalar 6 metre büyüklüğe ulaştı. Sahildeki yerleşim merkezleri tamamen silinmiş oldu. Bölgedeki bu kasabalar ve plaj yaşantısına dair hayatları düşünmeye başlamıştım, dar bakış açılarını, su yüzüne çıkmak üzere olan pek çok aile sırrını... Hikâye böylece kafamda şekillenmeye başlamıştı. 
Kitaptaki karakterler gerçek kişiler mi? 
Hayır. Şu ana kadar bilerek, gerçek yaşamdaki bir karakteri kitaplarımda hiç uyarlamadım sanırım. Karakterler, zihnimdeki pek çok birikim içinden, zaman zaman belli konuşma tarzlarının, tavırların ve yaşam öykülerinin karışımıyla ortaya çıkıyor. 
Değişimin romanı
Yalnız Kadınlar Yazı’ndaki favori karakterim, diyebileceğiniz var mı? Varsa, kim? 
Bir favori seçmek çok zor çünkü tabii ki, Nick ve Lily’ye bayılıyorum. Sanırım ana karakterlerinizi çok sevmelisiniz. Budgie, yazması oldukça zor bir karakterdi. Gizemli ve karakterini hemen belli etmiyordu. Ama kuşkusuz en eğlenceli olan, Lily’nin teyzesi Julie.

Sizce, okuyucunun Yalnız Kadınlar Yazı’ndan kendine çıkaracağı şey ne olacak? 
Umarım keyifli zaman geçirirler. Beni farklı hayatların içine çekebilecek kitapları seviyorum. Yalnız Kadınlar Yazı’nda da bunun olması için uğraştım. Kitap, sosyal ve cinsel kargaşanın her şeyi altüst ettiği Birinci Dünya Savaşı sonrasındaki yıllarda, bireylerde veya toplumda açığa çıkamayan pek çok şeyi anlatıyor. Bu Seaview ve Western kültüründe oluşan gerçek bir kasırga. Ve kitap da bu detayları vurguluyor. 
Daha fazla gizem ve aşk
Bundan sonraki işler hakkında bilgi alabilir miyiz? Yeni bir şey üzerinde çalışıyor musunuz?  
Bu yıl çıkacak bir sonraki romanımı yeni tamamladım. Bu romanda Schuyler ailesinin farklı bir versiyonu uyarlanıyor. 1964 Manhattan ve 1914 Berlin dönemleri. Daha fazla gizem ve aşk hikâyesi, aileye başkaldırış... Hikâyede Julie Teyze, Nick ve Lily de görünecek.
Kaynak: http://www.aksam.com.tr/yasam/kultursanat/degisimin-romani/haber-330799

31 Temmuz 2014 Perşembe

Melisa Ceren Hasmaden
Remzi Kitap Gazetesi 08.2014

Aşk, sırlar ve ihanet üzerine etkileyici bir yaz romanı. Kumsalda, bir şemsiyenin altında uzanmış, fotoğrafın dışında kalan bir noktaya bakarak gülüşen iki genç kadının yer aldığı kapaktan böyle bir vaatte bulunuyor roman. Kitabın New York Times Bestseller listesinden olduğu da manşetten vurgulanmış. Arka kapaktan ise “Yalnız Kadınlar Yazı”nın, People Magazine, Vanity Fair, O: The Oprah Magazine ve Good Housekeeping dergileri tarafından “yazın okunacak en iyi kitaplardan biri” seçildiği duyurulmuş.Tüm bunların birer pazarlama numarası olduğu aşikâr. Ne de olsa enikonu iddialı bir bestseller var karşımızda. Asıl soru, romanın bu iddianın altını dolduracak nitelikte olup olmadığı. Bu soruya yekten yanıt vermektense adım adım ilerleyelim.

Önce hikâyeye bir göz atalım: Roman 1931 ve 1938 arasında gidip gelen bir anlatımla, bölümler halinde kurgulanmış. 1931 yılında anlatıcımız Lily ve onun çocukluk arkadaşı Budgie üniversite çağındadır. Lily ne kadar ağır başlı, ayakları yere basan, kısaca “düzgün” bir gençkızsa Budgie de o kadar uçarı, hercai, biraz fettan, kısaca “kötü kız”dır. Lily, Budgie’nin kendisini sürükleyerek götürdüğü bir futbol maçı ertesinde, Budgie’nin o zamanlarki sevgilisinin arkadaşı Nick’le tanışır. Lily ve Nick birbirlerini görür görmez ateşli bir aşka tutulurlar. Aşkları gün geçtikçe büyürken elbette karşılarına çeşitli engeller çıkacaktır. Sorun bir fakir oğlan-zengin kız çelişkisini hayli aşar. Zira Nick de Lily gibi köklü bir ailden gelmektedir. Sadece köklerin biri biraz dışarıdadır: Nick Greenwald bir yahudidir. Ayrıca 1929’da borsanın çöküşüyle Amerika’yı saran büyük buhran karakterlerimizin köklü ve zengin ailelerinin altındaki zemini bir hayli titretmiştir. Tüm bunlara biraz aile trajedisi ve çözümü romanın sonuna saklanan sırlar da (okumaya hevesliler için bu entrikaları ağzımdan kaçıracak kadar acımasız olmayacağım) eklenince Lily ve Nick boynu bükük âşıklar olarak ayrılırlar.

1938 yılında Lily ailesiyle her yaz yaptığı gibi Seaview’daki yazlıklarında tatildedir. Ama o da ne? Eski sevgili/nişanlı Nick, hayırsız dost Budgie’yle nikâhı bastığı yetmezmiş gibi yazı Seaview’da geçirmeye gelmez mi? Lily tüm bunları bir “fırtına öncesi sessizliği”yle karşılar. Nick’ten köşe bucak kaçarken, Budgie’nin dostluklarını tazeleme girişimleriyle başa çıkmaya çalışır. 1931’in kötü kızı Budgie 1938’de tam bir femme fatale olmuştur. Seaview’u yerle bir eden New England kasırgası yaklaşırken, geçmişin sırlarının birer birer ortaya dökülmesi Nick, Lily ve Budgie’nin hayatlarında da birer kasırga etkisi yaratır. Ve finalde bir ....... (kitabı okuyanlar buranın mutlu mu, mutsuz mu olduğuna kendileri karar versin) son okuru beklemektedir. Yazar 1944 yılına yaptığı bir sıçrama bölümüyle de finali pekiştirir.

Hikâye bestseller bir aşk romanından beklenebilecek her şeyi fazlasıyla veriyor okura. Nick ve Lily’nin aşkları, ayrı düşmeleri, karşılaşmaları, araya giren kara kediler ve diğer tüm dalaverelerle okuru hop oturtup hop kaldırıyor. Zaman zaman soluklanma izni verse de tansiyonu sürekli yüksek tutarak yarattığı dalgalanmalarla her bölümde okurun duygularına oynuyor.

Buradaki başarı yazarın bunu yersiz duygusal betimlemeler, bitmek bilmeyen monologlarla değil olay akışıyla kotarabilmesinde yatıyor.

Siz benim olayları böyle kronolojik özetlediğime bakmayın. Beatriz Williams 1931 ve 1938 yılları arasında paralel kurguda adım adım ilerlerken, “merak” unsurunu öncelikleri arasında birinci sıraya değilse de en azından ilk üçe almış diyebiliriz. Kurgu matematiği açısından oldukça başarılı olan ve Hollywood sineması ile arkası yarınlar arasında bir yere oturtabileceğimiz “Yalnız Kadınlar Yazı”nın her bölümü merakın zirveye tırmandığı noktada sonlanıyor. Böylece biz de tüm bu alavere dalavereleri romanın cici kızı Lily’le birlikte öğreniyoruz. Ancak Lily’nin etrafında dönen dolaplardan bu derece habersiz oluşu zaman zaman saflıktan alıklığa bir geçiş yapmasına neden oluyor ki, romanın kurgusu için zorunlu olan bu durumu her güzelin vardır bir kusuru diyerek sineye çekebilir okur. Bu kusurunu saymaksak oldukça başarılı bir kurguyla kotarılmış, bir aşk romanında neredeyse bir polisiyenin merak ve heyecan dozunu yakalayabilmiş “Yalnız Kadınlar Yazı”.

“Yalnız Kadınlar Yazı”nı benzeri bestseller aşk romanlarından ayıran önemli bir özelliği daha var ki, yukarıda kısaca değinmiştim, o da dönemi sadece bir fon olarak kullanmayıp, dönemin sosyo-ekonomik durumunu ve dünyayı bir felakete doğru sürükleyen politik gelişmeleri karakter tasarımlarına da sindirmesi. Hikâyenin kısa özetinde çok fazla spoiler vermemek için değinmesem de büyük buhran günlerinin sıradan haberlerine dönüşen intiharlar, dağılan aileler ya da bu girdaptan kurtulmak için göze alınanlar karakterlerimizin birinci elden tanık oldukları ya da deneyimledikleri olaylar olarak romanda yerini alıyor.

Nick’in sık sık karşısına çıkan Yahudi karşıtlığı ise Avrupa’da yükselen ve dünyayı ikinci büyük savaşa sürükleyen fırtınanın Amerika’daki gölgesi olarak romanda yer buluyor. Örneğin:

“Budgie’nin ses tonu, bu bilgiyi verirken, son derece kalın kafalı bir çocukla konuşan bir ebeveyninki gibi. Greenwald ismini duyan Budgie, bunun bir yahudi ismi olduğunu, görünmez bir çizginin kendi kaderi ile onunkini ayırdığını hiç düşünmeden bilir. Budgie benim bu önemli konulardaki cehaletime inanamıyor.”

Sonuç olarak, kurgusu, içeriğinin zenginliği, okuma kolaylığı ve sağlam altyapısıyla kesinlikle okunmaya değer bir roman “Yalnız Kadınlar Yazı”. Son sayfaya vardığınızda, ilk karşılaşmanızda (kapakta) vaat ettiklerini fazlasıyla yerine getiriyor.

Kaynak:
http://www.remzi.com.tr/kitapGazetesi.asp?id=3&ay=8&yil=2014&bolum=12

30 Temmuz 2014 Çarşamba

Sadet Özer
Vatan Kitap Eki 17.07.2014 


Geçen yıl ABD’de yayımlanan, çok satanlar listelerinden inmeyen ve yaz kitabı olarak önerilen “Yalnız Kadınlar Yazı”, plajlar ve sahil kasabaları üzerine kafa yoran, bu neşeli ortamın ardında saklı kalan travmaları ele alan bir roman.


"Yalnız Kadınlar Yazı” geçen yıl ABD’de yayımlandığında, People Magazine, Vanity Fair, The Oprah Magazine ve Good Housekeeping dergileri tarafından yazın okunacak en iyi romanlardan biri seçilmişti. Uzun süre New York Times çok satanlar listesinde yer alan roman, üç arkadaşın yıllara uzanan arkadaşlıklarını, hayatla ilişkilerini, değişimlerini ele alıyor.
Romanın kahramanları 1931 yılında birer üniversite öğrencisidir. Lily, Bugie ve Nick. Budgie ile Lily’nin çocukluk arkadaşı, Lily ve Nick ise ilk görüşte aşık bir çifttir.
Ancak aradan geçen yedi yıl içerisinde Budgie’yle Nick’i evlenir. Lily ise 6 yaşında kızı gibi sevdiği kızkardeşine bakmaktadır.

Derken yine yaz gelir ve Lily, çocukluğundan beri her yaz yaptığı gibi yaz mevsimini Rhode Island, Seaview’da geçirecektir. Bu yazın da öncekiler gibi gibi sakin, hatta nerdeyse sıkıcı denecek kadar huzurlu geçeceğini sanmaktadır. Ancak artık görüşmediği Budgie ve Nick’in evli bir çift olarak Seaview’a geleceklerini öğrenince tüm huzuru kaçar.

Çünkü hem Budgie’nin dostluğunu yeniden kazanmak için uğraşacak hem de Nick’e tahammül etmek zorunda kalacaktır. Üstelik günlerini çılgın teyzesine ve kız kardeşi Kiki’ye bakmakla geçiren Lily, kendini kalbi kırılmış ve ihanete uğramış hissetmektedir. Ve tabii ki, eski dostu ve sevgisinin gelişiyle tüm yaralarının kabukları kalkacak, gizlenen sırlar ortaya dökülecektir. Romanın başından beri beklenen kasırga ise üç arkadaşın hayatında yaşanacakların adeta metaforudur.

“Yalnız Kadınlar Yazı” her ne kadar bir aşk ve arkadaşlık ilişkisi üzerine kurgulanmış olsa da arka planda toplumsal değişimleri, Hitler’in Avrupa’da yükselişine, artan Yahudi karşıtlığına ve yaklaşmakta olan II. Dünya Savaşı’na da değiniyor. Yazarı Beatriz Williams romanın oluşumunu ve şekillenmesini ise şöyle anlatıyor:
“Eşimin ailesi Connecticut eyaletinin güneydoğusunda yaşıyor, burası o şiddetli New England kasırgasının meydana geldiği bölgeye çok yakın, bu nedenle fırtına beni uzun zaman büyülemiştir. Kasırganın meydana geleceğini kimse bilmiyordu, o günkü hava tahminleri sabah saatlerinin güneşli ve öğleden sonra hafif rüzgârlı olacağı şeklindeydi.
Ancak kasırganın hızı üçüncü seviye olarak tespit edildi. Dalgalar 6 metreyi bulan tsunami benzeri bir büyüklüğe ulaşmıştı. Sahildeki yerleşim merkezleri tamamen silindi. Bunun üzerine bölgedeki bu kasabalar ve plaj yaşantısına dair hayatları düşünmeye başladım.”

Haluk Kalafat
Radikal Kitap Eki 11.07.2014 




Yalnız Kadınlar Yazı’nı okudum. Arka kapak yazısına bakıp bir aşk romanı olduğuna karar vermiş, tatile giderken yanıma almıştım. Çok beklentim yoktu ama beni şaşırttı. Hallice bir aşk romanı Yalnız Kadınlar Yazı, hatta iyi bile denebilir. Zaten çok iyi bir aşk romanı yazmak kolay olmasa gerek sanıyorum.
Kendimce iki neden buldum bu savı desteklemek için: Birincisi herkes âşık olur ya da olduğunu sanır. Ve aşk bu ya, herkesin aşkı kendince en güzelidir. Ya da şöyle ifade etsem belki daha anlaşılır olur: Aşk meselesi herkesin bir fikrinin olduğu, kendince uzman olduğu bir konu, tıpkı futbol gibi. Hani kimse oynanan futbolu beğenmez ya... Kime sorsan teknik direktör olsa daha iyi takım çıkaracaktır ya da orada babası olsa o topa daha düzgün vuracaktır…
Bulduğum ikinci neden ise şu: En güzel aşk hikâyeleri zaten yazılmıştır ve de toplumların ortak hafızalarına çoktan kazınmıştır, daha iyisini ya da farklısını yazmak öyle kolay değildir.
“Beyaz dizi”nin çok ötesinde
“Aşk olsun”, illa iyi bir aşk romanı olması gerekmez diyorsanız; “beyaz dizi” türünden binlercesi kolaylıkla yazılıyor, aynı kolaylıkta okunuyor. Kendi çapımda hafif uzman sayılırım beyaz dizi konusunda. Nedir bu beyaz dizi olayı diye arka arkaya onlarcasını okuyarak bir süre eğlenmiştim. Kırmızı Kedi Yayınevi’nin yayımladığı Yalnız Kadınlar Yazı da ilk bakışta bu kategoride yer alıyormuş gibiydi. İtiraf edeyim yazarımız Beatriz Williams şaşırttı beni. Temiz bir aşk romanı kabul, ama bu kadarla kalmıyor. Merakla okuttu kendisini bana.
İki nedenle şaşırdım: Birincisi, romanda her şey temel beyaz dizi kalıplarına, trüklerine uyuyor görünüyordu ama aslında uymuyormuş da uyuyormuş gibi karışık bir durum oluştu finalde. İkincisi, 1931 ile 1938 yılları arasında geçen hikâye, dönemin ABD’sinde Manhattan orta-üst sınıfının “yazlık” alışkanlıklarının, ekonomik kriz sonrasındaki halinin iddialı olmayan bir tahlilini alttan alta yapıyor. Üstelik bunu yaparken beni iki kez ters köşeye yatırdı.


Trüklere kanma, trüksüz kalma
Beatriz Williams’ın sırrı, benim gibi onu tanımayan okur için, basitliğinde. Basit bir hikâye kuruyor. Güzel ama güzelliğinin farkında olmayan, naif ama akıllı bir genç kadın ile yakışıklı, uzun boylu başarılı bir Amerikan futbolu oyuncusu birbirlerini ilk görüşte sever. İkisi de New York’un “köklü” ailelerinden gelmektedir. İkisinin de ailesi zengindir. İkisi de üniversitede okumaktadır, ikisi de başarılıdır...
“Köklü” ailelerin üzerine atlayacağı türden bir ilişkidir bu; lakin iki sorun vardır. İlki can sıkıcıdır; genç adamın babası Yahudi’dir. İkincisini bu kadar ciddi değildir, Yahudi baba 1929 krizinden büyük bir finansal yara alarak çıkmıştır; şirketinin batmakta olduğu söylentisi vardır ama genç kadının ailesi iki genci rahat rahat bakabilecek durumdadır.
Almanya’da Hitler rejiminin yükselişini satır aralarında okuruz; beyaz, orta sınıf mensubu Amerikalıların Yahudilere karşı yaklaşımının biraz limoni olduğunu da anlarız. Yahudi baba meselesi zorludur yani. Genç kadın, annesinin değil ama babasının açık fikirliliğine güvenmektedir. Hatta bu konuyu tartıştıkları bir seferinde babasının neredeyse bir sosyalist olduğunu bile söyler. Ancak erkek arkadaşını babasıyla tanıştırmaya getirdiğinde babası büyük tepki gösterir; hatta küçük bir kalp krizi geçirir.
Bu aşamadan sonra ilişkileri imkânsız aşka dönüşür ve gizli buluşmalar, çözüm planları yapılır.
Bu izlek klasik bir aşk hikâyesi. Bunlar 1931’de oluyor. Ancak yazarımız öyküyü iki zaman diliminde anlatıyor. Bir bölüm gençlerin aşkının filizlendiği 1931’i, diğer bölüm 1938 yazında genç kadının her yıl ailecek yazlığa gittikleri Rhode Island’ı ve yazlık bölgesinin özel olarak en lüks bölümü olan Seaview’ü anlatıyor.  1938’de, genç kadın henüz altı yaşındaki kızkardeşine bakmaktadır ve dünyayla ilişkisini büyük ölçüde kesmiştir. Yazlığa geldiğinde eski sevgilisinin en yakın arkadaşıyla evlenip Rhode Island’da kendilerine yakın bir eve taşındıklarını öğrenir. Tüm yaz boyunca eski sevgilisi ve eski arkadaşıyla görüşmek zorunda kalır.



Beatriz  Williams’ın bir kitabını daha okursam basit anlatımının tuzağına düşmeyeceğimi sanıyorum, ki biraz araştırdım toplam üç kitabı var. İlk kitabı Overseas ve üçüncü kitabı The Secret Life of Violet Grant. Üç romanı da 20. yüzyılın ilk yarısında geçiyor. Bir tür mikrotarih çalışması gibi romanları ama illa ki bir aşk hikâyesi etrafından anlatıyor ne söyleyecekse.
Fırtınalı bir son
Williams, Yalnız Kadınlar Yazı’nda, ki yeri gelmişken belirteyim romanın orijinal ismi A Hundred Summer, 1929 krizi sonrası sarsılan orta-üst sınıfın püriten ahlakının sahteliğini, yüzyılın başlarına kadar gözde bir tatil beldesi olan Seaview’ün çökmekte olan sosyal yaşamını, II. Dünya Savaşı öncesi toplumsal gerginliği atmosfer olarak kullanıyor.
Romanı Seaview’ün çöküşüyle noktalandırıyor. Ama fiziki bir son bu. Noktanın bir de adı var: New England Kasırgası. Bu kasırga 1938’de Kuzey Amerika’nın kuzeybatı sahilini yıkıp geçen ABD tarihinin en büyük doğa felaketlerinden birisi. Birçok sahil yerleşimi zarar görmüş fırtınadan ama kumsala sıfır inşa edilen ve çoğu ahşap olan Seaview villaları tümüyle okyanusa karışmış. Geriye birkaç binanın taş temeli kalmış.
Seaview’ün yok oluşu yazar için muhtemelen bir anlamda bir kafa yapısının da sonunu temsil ediyor. Romanda olayları genç kadının gözünden takip ediyoruz. Yorumları bir kadının gözünden alıyoruz. Bu açıdan bir kadın romanı.
Lakin küçük bir sorun var. Romanı anlatanın etrafında dönüp duran dolaplardan çok az haberi olmalı ki, olayları onunla birlikte öğrenen okur meraklansın. Bu durumda kahramanımız bir iyilik ve naiflik timsali bir genç kadın oluyor. Bu biraz sinir bozucu olabiliyor. Ama bu kadın kahramanımızın “güçsüz”, “kendi ayakları üzerinde duramayan” biri olduğu anlamına gelmiyor; sadece melek kadar saf kendisi…  Zaten kitabı da “beyaz dizi” trüklerine yaklaştıran özelliği bu. Ama dediğim gibi trüklere aldanmamak gerekiyor.

YALNIZ KADINLAR YAZI

People Magazine, Vanity Fair,

O: The Oprah Magazine ve Good Housekeeping dergileri

tarafından yazın okunacak en iyi kitaplardan biri seçildi.


New York’ta yaşayan Lily Dane, küçüklüğünden beri her yazı ailesinin Seaview’daki evinde geçirmiştir. 1938 yılında da kendisini öncekiler gibi sakin, hatta sıkıcı bir yazın beklediğini sanır, ancak o yaz yaşanacaklar, sıkıcılıktan çok uzak olacaktır. Her şey yeni evli Budgie ve Nick’in kasabaya geleceklerini öğrenmesiyle başlar. Budgie eskiden Lily’nin en yakın arkadaşı, Nick ise eski nişanlısıdır. Nick ile Lily’yi birbirine bağlayan bağların göz ardı edilemeyecek kadar güçlü ve karmaşık olması iki genci uzun zamandır unuttuklarını sandıkları bir dünyaya sürükler. Oysa onları bağlayan sadece hayaller değil, müthiş bir sır ve onun getirdiği sorumluluktur da.Yalnız Kadınlar Yazı, sürükleyiciliği, akıcı anlatımı, duygusallığı, sürprizleri ve özellikle şaşırtıcı sonuyla elden bırakılamayacak bir kitap.