Blog

Tanitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tanitim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Temmuz 2014 Perşembe



64 sayfa 978-605-4927-50-0 6 TL.

“Ayrıca mahkûm öyle köpek gibi itaatkâr görünüyordu ki, sanki bayırlarda dolaşsın diye serbest bırakılsa idam başlarken geri dönmesi için ıslık çalmak yeterli olacaktı.”


Franz Kafka’nın Ceza Sömürgesi, garip ve ürpertici atmosferiyle, okuyana, “neyse ki bir rüyaymış” demeyi istetecek denli tedirgin ediciliğiyle ve en önemlisi suç ve ceza arasındaki ilişkiye farklı bir bakış açısı getirmesiyle dikkat çekiyor.
Adı verilmeyen bir adada, ıssız ve bunaltıcı bir vadide, acımasız bir zekâyla kurgulanmış bir mekanizmanın, suçlu ya da suçsuz olmasına bakılmaksızın, savunması alınmaksızın mahkûm kılınmış insanları bürokratik bir katılıkla ve doğal kabul edilen bir yaklaşımla “cezalandırdığı” bir törene, suskun bir gezginle birlikte tanık olur okur. Bir yanda duygusal açıdan olaya mesafeli duran ‘tanık’ gezgin, öbür yanda yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendinde toplamış ve bu sorumluluğu kendini kurban etme derecesine vardıran subay. İkisi arasındaki tezat, edilgenlik/etkenlik, kuşku/inanç, akıl/duygu gibi zıt kavramları mercek altına alıyor ve bunları gerçeklikle baş etmenin karşıt olasılıkları olarak okura sunuyor.
Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı sırada kaleme alınan bu uzun öykü, aynı zamanda 20. yüzyılla birlikte patlak veren, insanın insana karşı totaliter bir acımasızlık sergilediği ve bütün Avrupa’yı etkisine alan şiddet yüklü atmosferin, kendisi bilincinde olmasa da, Praglı Kafka’yı da nasıl eline geçirdiğinin izlerini taşıyor.




124 sayfa 978-605-4927-51-7 9 TL.


“Düşünceme göre, insanın bu iki yanı ayrı ayrı yaşayabilseler, hayatlarının bütün çekilmez tarafları ortadan kaybolup gidecek ve bu ikiliden günahkâr olanı, namuslu ikizinin isteklerinden ve vicdan azabından kurtulmuş halde kendi yolunda ilerleyecekti.”

Dr. Jekyll ve Mr. Hyde, insan varoluşundaki tezat yönleri hissetmeye başlamış, ancak toplumun katı ahlaki kalıplarının birini yücelttiği, ötekisini iğrenç ve suçlu kıldığı bir dönemde, çift yönlülük üzerine yazılmış, modern bir mit haline gelmiş bir hikâyenin kahramanıdır.
Hayatı konumuna yakışır şekilde, ahlaki açıdan kusursuz yaşamaya çalışan bir doktorun, yaradılışının getirdiği, çevresi tarafından kolay kolay kabul edilmeyecek yanlarını bastırmaktan usandığı bir anda, insanı ikiye –iyiye ve kötüye– ayıracak tıbbi bir yöntem geliştirmesiyle ortaya çıkar Jekyll ile Hyde’ın tuhaf vakası. Umduğunun aksine, gitgide kuvvetlenecek “kötü”nün karşı kefesi salt iyiliğe değil, doktorun sıradan kişiliğine kalacak ve zamanla denge neredeyse tamamen saklı kişiliğin, toplumsal adalet ve kurallar açısından ters davranan Mr. Hyde’ın lehine dönecektir.
19. yüzyılın sonlarına doğru, edebiyatla uğraşanların neredeyse doktorlardan daha fazla farkına vardığı benliğin çetrefil yanlarına dair bu klasik Stevenson metni, defalarca aslına sadık olarak ya da çeşitlemeleriyle filme de aktarılmış, karakterinin çift yönlülüğü ezoterik hallerden eşcinselliğe, cinai hallerden esrikliğe kadar farklı biçimlerde yorumlanmıştır.


168 sayfa
978-605-4927-52-4

15 TL.

Başka Yollar sürüyor. İlk satırından başlayarak bir dizi halinde gelişeceği, bütünlenmesi için geniş zamanlar gerekeceği belli olan otobiyografisinin bu yeni kitabında, Enis Batur, üç ayrı odak üstünden konaklıyor: Doğduğu ve çocukluğunu geçirdiği şehre bir dönüş seferi; biri bütün dünyayı, ötekisi kendisini ilgilendiren iki savaşın ortasında yaşadığı gelgit; 20 yaşından bu yana serüvenine bir gölge gibi eşlik eden bir roman kahramanıyla yüzleşme. Ve bütün kitabı kateden şahdamar: Nasıl, ne kadar anımsaya-bilir, neden unutmak isteriz?
Enis Batur, Mürekkep Zaman'da, arkeologların farklı tabakalar halinde yeraltında bekleyen antik kentler için uyguladıkları kazı tekniklerini andıran bir üslûpla, Hayat'ın içinden kendi hayatına yaklaşıyor.

30 Temmuz 2014 Çarşamba


260 sayfa
978-605-4927-53-1

21 TL.


Usta şair Şükrü Erbaş’ın külliyatına şiirlerinden sonra bütün yazılarıyla devam ediyoruz.

Şükrü Erbaş, zaman zaman öyküye yaklaşan denemelerinin, şiirsel düzyazılarının bir bölümünü İnsanın Acısını İnsan Alır'da bir araya getirdi. Yazılarında  bireysel acılara, hayal kırıklıklarına, yalnızlığa yer verirken toplumsal olanı da dışarıda bırakmıyor.





“Ayrılık ne biliyor musun? Ne araya yolların girmesi, ne kapanan kapılar, ne yıldız kayması gecede, ne güz, ne ceplerde tren tarifesi, ne de turna katarı gökte... İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık.” 

YALNIZ KADINLAR YAZI

People Magazine, Vanity Fair,

O: The Oprah Magazine ve Good Housekeeping dergileri

tarafından yazın okunacak en iyi kitaplardan biri seçildi.


New York’ta yaşayan Lily Dane, küçüklüğünden beri her yazı ailesinin Seaview’daki evinde geçirmiştir. 1938 yılında da kendisini öncekiler gibi sakin, hatta sıkıcı bir yazın beklediğini sanır, ancak o yaz yaşanacaklar, sıkıcılıktan çok uzak olacaktır. Her şey yeni evli Budgie ve Nick’in kasabaya geleceklerini öğrenmesiyle başlar. Budgie eskiden Lily’nin en yakın arkadaşı, Nick ise eski nişanlısıdır. Nick ile Lily’yi birbirine bağlayan bağların göz ardı edilemeyecek kadar güçlü ve karmaşık olması iki genci uzun zamandır unuttuklarını sandıkları bir dünyaya sürükler. Oysa onları bağlayan sadece hayaller değil, müthiş bir sır ve onun getirdiği sorumluluktur da.Yalnız Kadınlar Yazı, sürükleyiciliği, akıcı anlatımı, duygusallığı, sürprizleri ve özellikle şaşırtıcı sonuyla elden bırakılamayacak bir kitap.



20. yüzyıl Amerikan edebiyatının melankolik prensesinden 
 modern bir klasik, 50. yılında elden geçirilmiş özel baskısı ile!


Daha çok şiirleriyle tanınan Plath’ın ölümünün ellinci yılında, tek romanı Sırça Fanus, gözden geçirilmiş çevirisi ve özel baskısıyla Kırmızı Kedi Yayınevi’nde. Otobiyografik yanı ağır basan Sırça Fanus, Plath’ın 1961’de yazmaya başladığı, ömrü boyunca tuttuğu günlüklerden esinlenerek üniversite yıllarını, New York’ta bir dergide stajyerlik yaptığı günleri ve psikolojik tedavisini yeniden ele aldığı bir roman. Romanı 1963 yılında takma adla yayımlatan Plath, birkaç ay sonra intihar ederek hayatına son vermiştir.
Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, New York’taki çılgın metropol yaşamıyla Boston’daki taşra durgunluğu arasındaki tezatlarda yaşayarak, aşk, cinsellik ve erkekler hakkındaki bilinmeyenleri keşfettikçe ve her alandabaşarı arzusuyla önemsizlik hissi arasındaki uçurumun yarattığı 
artan bir depresyonun etkisiyle büyük bir çöküntü yaşayarak intihara teşebbüs eder. O âna kadar mizahi ve şiirsel bir dille süren anlatı, teşebbüsün ardından başarısız ve başarılı elektro-şok uygulamaları dahil olmak üzere klinik tedavi süreçlerinin genç bir kadın üzerindeki etkilerini de aktararak neredeyse belgesel bir boyuta ulaşır. Ellilerin muhafazakâr toplumundan altmışların özgürlük mücadelelerine geçişteki edebi halkalardan biri olarak Sırça Fanus, yarım yüzyıldır modern dünyanın gençlerinin ellerinden düşmeyen bir klasik haline gelmiştir.


Fas’ın çöllerinden Marakeş pazarına gelen gizemli bir yolcu, masalcıların arasında kendi öyküsünü anlatmaya başlar: Kadir Gecesi’nde ölüm döşeğindeki babası, erkek gibi yetiştirilmiş Zehra’ya artık bir kadın olabileceğini söyleyince Zehra trajediyle masal arasında gidip gelerek kadınlığı, erkekleri ve Kuzey Afrika’nın tozlu yaşamını yeni baştan öğrenecektir. Zehra’nın, Kuzey Afrika’nın egzotik atmosferinde, hayallerle rüyaların birbirine karıştığı şiirsel bir itiraf gibi sunulan hikâyesi, yazarı Tahar Ben Jelloun’a 1987 yılında Fransa’nın en saygın edebiyat ödülü Goncourt’u kazandırmıştı. Sinemaya da aktarılan Kutsal Gece, yazarın bir önceki romanı Kum Çocuk’la birlikte ustalığının dünya tarafından tanındığı en önemli yapıtıdır.

26 Haziran 2014 Perşembe

Çeviren: Aylin Yengin
Özgün Adı: La tête en friche 
192 sayfa
978-605-4927-42-5
15 TL



Germain Chazes, okulda öğretmeni tarafından küçümsendiği günden beri, okumaya küsmüş, yıllar boyunca kitaplardan ve kültürden uzak kalmış, annesinin evinden otuz metre ötedeki bir karavanda yaşayan, ellilerinde bir yarı çatlaktır. Her zaman gittiği parkta bir banka oturup güvercinleri seyreder. Günün birinde yanına sessizce ilişen ufak tefek hanımefendiyle güvercinlerden başlayıp kitaplara uzanan, günler boyu devam edecek koyu bir sohbete başlarlar. Yakınlardaki bir huzurevinde ömrünün son demlerini geçirmekte olan bu hanımla Germain’in sohbetleri hiç umulmadık bir yönde gelişerek bu iki insanı da değiştirecektir.

Ünlü yazar Marie-Sabine Roger’nin, kasabanın budalasıyla yılların kitapkurdu arasında kurulan garip dostluğu anlattığı neşeli romanı Allak Bullak, Fransa’da yayımlandığında okurlar tarafından büyük ilgi görerek okuma grupları tarafından verilen Cezam Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştı. Ayrıca sinemaya ünlü yönetmen Jean Becker tarafından aktarılmış, başrollerinde Gérard Depardieu ve Gisèle Casadesus oynamıştır.


10 Haziran 2014 Salı

2001 Yunus Nadi Öykü Ödülü

İNCİ ARAL
GÖLGEDE KIRK DERECE



Farkında olsak da olmasak da, gölgede kırk derecede geçer çoğumuzun yaşamı, yakıcı, kavurucu ilişkilerin gölgesinde sürüp gider. Yaşamlarımızın iklimini belirleyen yazılmamış kurallara, dayatılan rollere, giydirilen kıyafetlere başkaldırabiliriz, ya da uyum sağlayabiliriz. İnci Aral her zamanki ustalığıyla saklı iç dünyaların haritasını çıkarırken bir kez daha sorguluyor yaşamlarımızın derinliğini.

“Gölgede Kırk Derece durgun kadınlık yaşantılarındaki yüklü yakıcılığı anılarımızda, duygularımızda, sezişlerimizde var eden çok güçlü metinlerden oluşmuş bir öykü kitabı.
İnci Aral’ın öyküleri hem derin hem geniştir. Acıtıcı içtenlikleri cinsel karmaşanın alt katmanlarına neşter gibi iner, bilinçaltından fışkıran rüyaların mantığa belirsiz görünen ipuçlarını yakalar.”
Erendiz Atasü, Cumhuriyet Kitap

“Gölgede Kırk Derece insanın iç evreninde saklı haritaları, gömülü olanı bulmanın ve yeniden yola çıkmaların kitabı. Öyküler düş ve gerçeğin buluştuğu/kesiştiği yerlerde geziniyor. Bir tuvale çizilmişçesine renkli ve canlı betimlemelerle ikili ilişkilerdeki çıkışsızlık ve farklı başlangıçlar vurgulanıyor. İnci Aral... aşkın, tutkunun, ölümün, çoğul sessizliğin ve dirimin yeni izdüşümlerini yansıtıyor.”
Ufuk Acuner, Varlık

11 Mayıs 2014 Pazar

Mısır'ın muhalif kalemi Necib Mahfuz'dan 
1952 devrimi üzerine oturtulmuş bir roman

Çeviren: Avi Pardo
Özgün Adı: Al-Liss wa-l-kilab
120 sayfa
978-605-4927-33-3
10 TL.

Hırsız ve Köpekler en yakınlarının ihanetine uğrayıp hapse düşmüş Said’in intikam hayalleriyle hapisten çıkışının hikâyesi. Said hem peşinde polis köpekleri olan bir suçlu hem de siyasi fikirlerinden sapanlar tarafından aldatılan bir kurbandır. Adaleti sağlamaya ve ne pahasına olursa olsun düşmanlarını yok etmeye kararlıdır. Nobel Edebiyat Ödüllü Mısırlı yazar Necib Mahfuz’un 1952’de ülkesinde yaşanan devrimle ilgili hayal kırıklığını yansıttığı bu roman sembolik anlatımıyla yazarın eserleri arasında özel bir yere sahip.

“Necib Mahfuz’un eserlerinde, ülkesinin durumunu doğrudan ve açıkça anlatmak üzere kalemini kullanan edebiyatçılara özgü bir metafor duygusu var. Kitapları Mısır’a ve Mısır halkına duyduğu sevgiyle dopdolu, öte yandan son derece dürüst ve gerçekçi.”
– Washington Post

10 Mayıs 2014 Cumartesi

Balyoz Davası Tutuklularından
Cem Okyay’ın 

Özgürlüğü beklerken yazdığı, 
Türkiye’nin bugününe ve yarınına içeriden bakan bir roman:
KAPI

"Bazı kapılardan bir kez geçince, 
hayat asla eskisi gibi olmaz…"

392 sayfa
978-605-4927-34-0
24 TL.

Balyoz davası tutuklularından
ve
Er Mektubu Görülmüştür'ü derleyenler arasında yer alan Deniz Kurmay Albay Cem Okyay'dan
farklı sonlara açılan şaşırtıcı bir ilk roman.

Bambaşka bir idari ve toplumsal çerçeveye oturmuş 2023 Türkiyesi’nden geriye dönüşlerle geçmişin sorgulandığı, hesapların sorulduğu, ödeşmelerin gündeme getirildiği bir süreç. Haksız yere özgürlükleri kısıtlanan bir grup insanın, serbest kaldıklarında artık tek bir hedefi vardır: Geçmişteki komployu ortaya çıkararak adlarına sürülen lekeyi temizlemek. Geçmişle gelecek arasında gidip gelen Kapı, düşle gerçeği harmanlıyor, okuru, anlatılanların hangisinin düş, hangisinin gerçek olduğunu sorgulamaya zorluyor. 

“Zaten nicedir özlemiştim. Maltepe’deki arkadaşlarıma gittim.
Ön bahçede, tel örgüyle bina arasındaki dört-beş metrekarelik boşlukta dut ağacı var. Altına bi masa sekiz-on sandalye sığıyor. Gölgesine oturduk.
Ve, o ağacın gölgesinde oturan arkadaşlarımdan biri roman yazdı. İsmi, Kapı... Son rötuşları yapıyor, baskıya göndermeden önce göz atmam için bana verdi. İki gecede yuttum. Sanırım o gölgesinde oturdukları ağacın sihri var. Yıllardır bu kadar iyi kalem okumadım...”
YILMAZ ÖZDİL

“Gerçekle kurgunun ustalıkla harmanlandığı bir yapıt Kapı. Düşündürücü olduğu kadar şaşırtıcı ve çarpıcı. Sizi alıp kendi dünyasına götürüyor. Başlayınca bırakamıyorsunuz elinizden. Cem Okyay’ın Kapı’sı bana doksan yıllık Cumhuriyet’imizin üç kapısı olduğunu da düşündürdü.
Üçüncüsü ve şimdilik sonuncusu ise bir kirli paslı, ağır mı ağır demir kapıdır ki ülkenin asker kahramanlarıyla en seçkin kimi aydınlarının bedenleri ve kişilikleri, dışardakilerin de ruhları ve umutları üzerine acımasızca ‘güm’ diye kapatılmıştır.”
ORHAN KARAVELİ

“Bir hayalimiz vardı, vazgeçmedik asla...”
D. İSMET ÇINKI

30 Nisan 2014 Çarşamba

Kafka’dan Albert Camus’ye kadar önemli yazarlara esin kaynağı olan KÂTİP BARTLEBY, 
İLKNUR ÖZDEMİR'in yeni çevirisiyle


Özgün Adı: Bartleby The Scrivener
80 sayfa
978-605-4927-35-7
7 TL.



“YAPMAMAYI TERCİH EDERİM.”

On dokuzuncu yüzyıl ortalarında, Wall Street’teki bir mühürdarlık bürosunda çalışan az rastlanır kişilikteki bir kâtibin ağzından çıkan ve onun hayat felsefesini dile getiren bu ünlü cümle, o günden beri tekrarlanıp duruyor.
Kâtip Bartleby, kendisine verilen görevleri yapmamayı tercih ettiğini söyleyerek çalışmanın sınırlarını pasif direnişle çizen bir öncü. İşini son derece kusursuz yapsa da günün birinde ‘çalışmamayı tercih eden’ Bartleby, mühürdarlık bürosunun sahibi avukatın ağzından anlatılıyor. Kâtibinin inadıyla başa çıkamayan avukat, kapitalizmin kalesinde, devasa binaların duvarlarına bakan masasında, sadece çalışmayı değil yaşamayı da durduran, hiçbir işe yaramayan bu adamdan kurtulmak ister, sonunda akıl ve mantık dışı bir çözüme yönelir. Bartleby’nin hikâyesi, bireyin toplum kurallarına karşı tavrını yansıttığı kadar özgür irade ve determinizm konularına da bir pencere açıyor. Kendini dünyadan soyutlayan, özgürlüğünden taviz vermeyen Bartleby canının istemediği hiçbir şeyi yapmazken kâtibinin çalışmaması karşısında ona hem acıyan hem de öfkelenen avukatın bu direnişe gerekli tepkiyi göstermemesi şaşırtıcı ve düşündürücü.
Kafka’dan Albert Camus’ye kadar önemli yazarlara esin kaynağı olan Kâtip Bartleby, absürd edebiyatın öncülerinden ve Amerikan edebiyatının kült yapıtlarından.

“Bartleby, paravanın arkasında oturduğu yerden son derece yumuşak, ama kararlı bir sesle, ‘Yapmamayı tercih ederim,’ dediğinde yaşadığım şaşkınlığı, yo, dehşeti bir düşünün.”


Komik ve eğlenceli bir klasik 
ODAMDA YOLCULUK, 
IŞIK ERGÜDEN'in yeni çevirisiyle.

Özgün Adı: Voyage autour de ma chamber
120 sayfa
978-605-4927-36-4
9 TL.

Dünyanın gizli saklı köşelerini, cennet mekânlarını ve zorlu güzergâhlarını dolaşan yolcuları şaşırtacak, genellikle küçümsenen ve göz ardı edilen bir coğrafyanın ilk gezi rehberini yazmıştır Xavier de Maistre: Odamda Yolculuk.
Çevresi otuz altı adımdan ibaret ‘kocaman’ odasında kırk iki günlük zorunlu bir hapse mahkûm edilen 18. yüzyıl sonu yazarlarından Xavier de Maistre, tutsaklığını ironik bir özgürlük metnine dönüştürmeyi becererek edebiyat tarihine geçmiştir. Kendisini kısıtlayan dış koşullara inat, insanın kendi bedeniyle ruhunu birbirinden ayrıştırmasının mümkün olduğunu öne sürer Maistre; ruhunu istediği her yere, görmeyi arzuladığı her türlü güzelliğe gönderebilmekle birlikte, bedeninin bu yolculukta karşılaştığı yataktan koltuğa, masadan duvarlarda asılı tablolara kadar odanın topografyasını da ayrıntılı biçimde anlatmaktan geri kalmaz.
Bir yolcunun özgürlüğünü esaret altında bile hissedebilenlerin gayet iyi anlayacağı metinlerden biridir Odamda Yolculuk.

“Gerçekten de, herkesten gizlenerek çekilebileceği küçücük bir odası bile olamayacak kadar bahtsız, terk edilmiş olabilir mi insan? İşte, yolculuğun bütün hazırlığı bundan ibaret.”


Dizinin ilk 2 kitabı








27 Nisan 2014 Pazar



20. yüzyıl Amerikan edebiyatının 
şiirleri kadar özyaşam öyküsüyle de ilgi çeken 
en önemli isimlerinden 
Sylvia Plath'in Günlükler'i 
Merve Sevtap Ilgın’ın 
yeni ve genişletilmiş çevirisiyle
Kırmızı Kedi'de




Sadece otuz yıl yaşadı Sylvia Plath ve bu otuz yıla fırtınalı bir hayat ve unutulmaz eserler sığdırdı. 1963 yılında hayatına kendi eliyle son vermesinden sonra eşi Ted Hughes’un büyük kısmını sansürleyerek ilk kez yayımlattığı Günlükler, yıllar sonra özgün haliyle yayımlanmıştı. Kırmızı Kedi Yayınevi bu ikinci versiyonun tamamına yakın kısmını, yeni çevirisiyle okura sunuyor. 
Plath’ın hayatının son on iki yılını kapsayan günlükleri onun özelindeki ve edebiyat alanındaki mücadelelerini veriyor ve okura onu tanımak için geniş pencereler açıyor. 
Günlükler, bu özgün yazarı tanımak ve yapıtlarını daha iyi anlamak isteyenler için eşsiz bir başvuru kaynağı, hayranları için vazgeçilmez bir başucu kitabı.


KİTAPTAN ALINTILAR





Bedenimin hayatta kalması için ekmek ne ise, mağrur ruh sağlığım için de yazmak odur. Eğitimli, kendini özgür kılabilmiş bir kadın olmanın bedelini ödüyorum: beğeniler konusunda eleştirel, titiz ve seçiciyim. Belki de yazma arzum, o en temel beğenilme-me ve saygı duyulma-ma korkusuna bağlanabilir.






Benim hayatımın amacı ne ve onunla ne halt edeceğim? Bilmiyorum ve korkuyorum. Asla istediğim bütün kitapları okuyamayacağım; olmak istediğim bütün insanlar olamayacağım ve yaşamak istediğim bütün hayatları yaşayamayacağım. Kendimi istediğim bütün becerileri edinecek kadar eğitemeyeceğim. Bunları neden istiyorum? Hayatımda mümkün olan zihinsel ve fiziksel tecrübelerin tüm renklerini ve çeşitlerini tatmak ve hissetmek istiyorum.




Büyüyemeyeceğimin farkında olarak, küçük kalmayı reddettim.



Yazar olmaktan başka istediğim bir şey yoktu ve yazar olamıyordum: Oturup tek bir cümle bile yazamıyordum. Korkuyla, ölümcül bir histeriyle felce uğramış gibiydim. Sıcak mutfakta oturmuş, zaman darlığını, bunaltıcı temmuz havasını değil, bir tek kendimi suçluyordum. 

15 Nisan 2014 Salı

Radikal Kitap’ın editörü 
DERVİŞ ŞENTEKİN’den
yeni bir roman




240 sayfa
978-605-4927-27-2
15 TL.

“Bekir Tunç sağ elindeki silahı Oğuz Abi’ye, sol elindekini bana doğrultmuştu. Tabancamı iki elimle kavradım. Tetiği çekmemek için kendimi zor tutuyordum. Dudaklarının kenarından sarkan bıyıkları aralandı, acıyla sırıttı, gözlerime dik dik baktı.
‘Ben seni gebertmemiş miydim lan velet’ dedi boğazından gelen bir hırıltıyla.
‘Bu işler satranç oynamaya benzemez, demiştin ama yanılmışsın salak Bekir’ dedim alaycı bir sesle. ‘Bu işler tam da satranç gibidir.’

Birbirine karışan üç el silah sesi, geniş ovanın üzerindeki boşluğa yayılıp yıldızlara doğru yükseldi.”


İlk romanı Beş Parasızdım Ve Kadın Çok Güzeldi'de İstihbarat Şubesi’nden kovulan, eşi tarafından terk edilen küskün bir eski polisin, Beyoğlu’ndaki bir barda genç ve güzel Aslı Çınar ile tanışması ve kadının kayıp babasını bulmak için giriştiği çetrefilli arayışı anlatan Derviş Şentekin, Beş Parasızdım Ve Katilimi Arıyordum ile bu soluk kesen maceranın bitmediğini müjdeliyor.  
Anadolu’nun uzak köşelerine kadar süren soluk soluğa bir takip, karanlık çeteler ve polisler, güzel kadınlar ve aşklar, aranan bir katil ve suç düğümleri… 
Radikal Kitap’ın usta editörü, romancılıkta da usta olduğunu bu ikinci ve ilkini aratmayacak sürükleyicilikteki romanında kanıtlıyor. 



Derviş Şentekin daha ilk romanında durmuş oturmuş bir yazar kimliğinde. Kitap polisiye çizgisini koruyarak, 
psikolojiye ve Türkiye'de yakın dönemin siyaset karanlığına açılıyor. Etkileyici tahliller ve yorumlarla bezeniyor. 
Selim İleri

Derviş Şentekin'den, Amerikan kara romanlarına taş çıkartacak bir yapıt. Türkiye'de polisiye türün gelişmişliğinin bir kanıtı da sayılacak kitap, sadece türün meraklılarının değil, tüm kitap kurtlarının okuması gereken bir metin. 
Ahmet Ümit



9 Nisan 2014 Çarşamba

Primo Levi
PERİYODİK TABLO
HAYATTA KALMA ÖYKÜLERİ


Çeviren: Feza Özemre
Özgün Adı: Il sistema periodico
224 sayfa
978-605-4927-19-7
15 TL.


Periyodik Tablo, 20. yüzyıl İtalyan edebiyatının dünyaca ünlü yazarı Primo Levi’nin Auschwitz toplama kampından önceki ve sonraki yıllarını anlattığı otobiyografik öykülerinden oluşuyor. Türkçede ilk kez yayımlanan ve Levi’nin berrak bir üslupla anlattığı öyküler, yazarın ait olduğu İtalyan Yahudi cemaatinin kültürüne, ırkçılığın neden olduğu yabancılaşmayla geçirdiği buhranlı öğrencilik yıllarına ve İkinci Dünya Savaşı’nda onu Auschwitz’e kadar götürecek koşullara edebi bir ışık tutuyor. Levi’nin Mussolini İtalyası’nda toplumsallık ile bireysellik, bilinç ve bilinçaltı, ideal ve gerçek arasında bölünen yabancılaştırılmış bir bireyin yaşadıklarını kimyasal metaforlarla anlattığı, dostluk ve dayanışmayı temel alan bu kitabı 2006 yılında İngiltere’deki Kraliyet Bilim Enstitüsü tarafından en iyi bilim kitabı kabul edilmiştir.
Levi’nin bir kimyager olarak maddeye, bir insan olarak da manaya erişmek için çıktığı arayışta bulduğu kişisel ve entelektüel unsurlar, okuyucuya hem insana hem de doğaya dair eşsiz bir hazine sunuyor.

7 Nisan 2014 Pazartesi

İlk romanı Çarpık Ev'le dikkatleri üzerine çeken 
Burcu Aktaş'tan hem küçük hem büyük çocukların keyifle okuyacakları eğlenceli ve aktüel bir hikâye: 
İstasyonda Vals.


Mehmet Güreli’nin çizimleriyle



140 sayfa
978-605-4927-21-0

10 TL.


Genç yazar Burcu Aktaş, okurlarına küçük bir dünyanın kapılarını aralarken alıştığımız ve benimsediğimiz şeylerin hayatımızdan eksilmesiyle neler yaşadığımızı etkileyici karakterlerle anlatıyor.

İstasyon Meydanı’nın insanlarını, Film Mehmet’i, pastanenin Nevin Hanım’ını, mobiletli Bebek Amca’yı, kadınları, erkekleri ve çocukları mutlu eden lunaparktır, İstasyon Sineması’dır ve bir de orkestradır. Herbiri, orada yaşayanların hayatını tamamlayan önemli bir öğedir. İstasyonda Vals, hızla değişen kent yaşamında kaybettiklerimizi, özlediklerimizi ve korumak için mücadele verdiklerimizi hatırlatıyor ve belki de bizi uyarıyor..

TADIMLIK:


“İstasyon şefinin bisikletinin gevşeyen çamurluğundan çıkan ses, günün başlangıcı demekti İstasyon Meydanı için. Bu sesi bekliyor gibi canlanıverdi meydan. Pencereler açıldı, ayak sesleri duyuldu, aynı anda açılan musluklardan akan sular coşan bir nehir gibi gürledi. Öksürenlerin sesi şarkı söyleyenlerinkine karıştı. Yatağını toplarken yastığını kabartanların ‘pat pat’, pantolonunun fermuarını çekenlerin ‘zıııııt’, karyolasından hızla kalkanların belinden gelen “çıııt” sesleri, bardağın içini dolaşan çay kaşığı tıngırtısı tarafından bastırıldı. Balerin Naci’nin pantolon askılarının göğsünde şaklamasıyla sona erdi bu zincir.”
HASAN ÖZKILIÇ BÜTÜN KİTAPLARIYLA KIRMIZI KEDİ’DE


Yeni Öyküler
128 sayfa
978-605-4927-18-0
10 TL.


Hasan Özkılıç, öykücülüğümüze kendine özgü üslubuyla, tanıttığı dünyalarla farklı bir soluk getirenlerden. İlk öyküsünün yayınlanmasının kırkıncı yılında hazırladığı bu yeni kitabındaki öykülerin içinden incecik geçen ‘yalnızlık’ ve ‘ıssızlık’ izleği ve o izleğin çevresinde örülen dünyalar, hepimizin zaman zaman karşılaştığı küçük yaşantıların buruk, kırık yansıması.

Kalabalıklar içinde kaybolanların sıradan ama önemli öyküleri. İnsanın, nerede, kiminle olursa olsun kendi iç dünyasına mahkûm olduğunun, kendi yalnızlığından beslenip kendi ıssızlığının bekçisi sayıldığının öyküleri buradakiler.


Hasan Özkılıç, küçük şehirlerden, küçük dünyalardan düşündürücü insan portrelerini, yaşam kesitlerini yalın, süsten uzak bir anlatımla verirken öykülerinin gerçekçi temellerini, duyguları gözardı etmeden beslemeyi biliyor.

1 Nisan 2014 Salı




284 sayfa
978-605-4927-17-3
20 TL.


Hasan Özkılıç, ülkenin doğusundaki zalim kargaşadan batıya kaçmak zorunda kalan bir ailenin, farklı yollara sapan dört kardeş üzerinden izlenen uyum mücadelesini anlatıyor. Erkenden isyan bayrağını çekip ailesini terk ederek örgütlü mücadeleye giren, tanık oldukları nedeniyle mücadeleyi sorgulayan Zahit; taşındıkları Şenlik Mahallesi’nde ilk tanıştığı çocuğa gönlünü kaptıran ama zamanla kocasıyla birlikte batakhanelere sürüklenen Süsen; babasıyla abisinin evi terk etmesiyle ailenin temel direği olan, siyasi mücadeleye yönelince hapse düşen Nihat ve büyüyünce dizi filmlerde oynamak isteyen ama hayalleri değişmek zorunda kalan genç Gülcan... Dört kardeşin ve çevrelerindeki insanların tutkuları, özlemleri, öfkeleri, sevinçleri ve kaderleri ülke koşulları tarafından belirlenirken, Özkılıç Türkiye’nin yakın tarihinin panoramasını çiziyor. 
1980 sonrasının toplumsal yaşamıyla siyasi-ekonomik çatışmalarının, köy boşaltmaların ve açlık grevlerinin arka planda olduğu bu panoramayı yansıtan  Zahit, Erden Kıral tarafından filme aktarılacaktır.
Zahit, 2013 Orhan Kemal Roman Armağanı'na değer bulunmuştur.

31 Mart 2014 Pazartesi

Görünüşte birbirinin aynı olan iki insan
gerçekte aynı kişi olabilir mi?


Çeviren: Emrah İmre
Özgün Adı: O Homem Duplicado
308 sayfa
978-605-4927-20-3
23 TL.

Tarih öğretmeni Tertuliano Máximo Afonso videoda izlemek üzere bir film alır. Aynı gece evdeki gürültülere uyanınca filmin videoda kendi kendine oynadığını görür. Filmdeki figüranlardan biri kendisinin beş yıl önceki haline tıpatıp, ikiz gibi benzemektedir. Tertuliano bu adamın izini sürmeye çalışır; saplantıya dönüşen arayışının tedirgin edici, hatta dehşet verici sonuçlara ulaşacağını anladığında ve adamın kim olduğunu öğrendiğinde garip bir hikâye gibi başlayan olay, kimlik ve benlik üzerine karmaşık bir düşünceler silsilesine dönüşecektir.


Kopyalanmış Adam sinemaya da Düşman adıyla uyarlandı. Başrolünü Jake Gyllenhaal'ın üstlendiği filmin çekimleri 2013 yılında tamamlandı. Düşman'ın, Mayıs ayında ülkemizde de gösterime girmesi bekleniyor.





Türkçe altyazılı fragman:



25 Mart 2014 Salı



İlk basımı 1886 yılında yapılan ve eğitim bilimcilerce 
"dünyanın en yararlı çocuk kitabı" 
olarak kabul edilen Çocuk Kalbi, 
yüz yılı aşkın bir süredir 
dünya çocuklarının başucu kitabı olmaya devam ediyor.



Çeviren: Eren Yücesan Cendey

Çocuk Kalbi, İtalya’nın yetiştirdiği en büyük yazar ve eğitimcilerden Edmondo de Amicis’in başyapıtıdır. Tüm dünya dillerine çevrilmiş ve her dilde yüzlerce kez basımı yapılmıştır.

Çocuk Kalbi’nde, Enrico adındaki bir öğrencinin okul ve toplum yaşamı, çocuklara özgü sıcak ve içtenlikli bir dille anlatılır. Enrico’nun günlüklerinden yola çıkılan eserde özveri, yardımlaşma, dürüstlük, iyilik ve vatan sevgisi gibi erdemlerin önemi vurgulanır.
De Amicis bu hem keyifli hem düşündürücü romanda, çocukları erdemli bireyler ve iyi vatandaşlar olarak ailelerine ve topluma kazandırmayı amaçlamıştır.

Sayısız film, radyo oyunu ve tiyatroya uyarlanan Çocuk Kalbi, çocuklar için Enrico ile birlikte hayatı tüm yönleriyle öğrenecekleri iyi bir dost; veli ve öğretmenler için de altın bir rehber niteliğini taşır.


Geçmişten bugüne Çocuk Kalbi'nin
farklı dillerdeki yayımlarından kapak örnekleri


















17 Mart 2014 Pazartesi


KIRMIZI KEDİ KLASİKLER DİZİSİ

Dünya klasiklerinden seçkin örnekler, Kırmızı Kedi tarafından, usta çevirmenlerin yeni çevirileriyle okura sunuluyor.
Küçük ve zarif tasarımlarıyla nesne-kitap olarak da dikkati çeken dizinin ilk iki kitabı Satranç ve Tembellik Hakkı
Mart ayında yayımlandı.


STEFAN ZWEIG’ın başyapıtı sayılan Satranç
İLKNUR ÖZDEMİR'in yeni çevirisiyle





Mart 1938’de, Almanya’nın Avusturya’yı ilhak etmesinden sonra Gestapo, pek çok manastırın malvarlığını yöneten Viyanalı ünlü avukat Dr. B.’yi tutuklar. Gestapo tarafından tek başına bir otel odasında tecrit edilen avukat, aylarca sorgulayıcılarından başka kimseyle konuşamaz. 4. ayın sonunda, sorgulamaya götürüldüğü bir gün, bekleme odasında tesadüfen bulduğu bir kitabı çalar. Satranç tekniklerini öğreten bu kitap sayesinde  bu oyunda ustalaşır ve serbest kaldıktan sonra çıktığı bir yolculukta dünya satranç şampiyonuyla karşılaşır.  Nasyonal sosyalizmin ve faşizmin koyu bir eleştirisine dönüşen bu küçük roman, unutulmaz bir başyapıt. 

Bir kült kitap olan PAUL LAFARGUE'ın
 
Tembellik Hakkı, IŞIK ERGÜDEN'in
yeni çevirisiyle




Tarihsel bakımdan son derece zengin bu klasik metin, 21. yüzyılda da güncelliğini korumayı başarmaktadır. Makineleşme sayesinde çalışma süresinin kısaltılabileceği, boş zamanın arttırılabileceği yönündeki Lafargue’ın görüşü, üzerinden geçen yaklaşık bir buçuk asra rağmen, çalışma ve tüketme mitlerinin egemenliğinin iyice pekiştiği, “hayat”a daha az yer kalan günümüz dünyasında hâlâ bir talep olarak yerini korumaktadır...