4 Kasım 2013 Pazartesi

Dışa Yolculuk: Bu yolculuğa herkes çıkmalı


Ceren Arseven
Milliyet Kitap Eki 11.2013 
Virginia Woolf'un 33 yaşında kaleme aldığı ilk romanı "Dışa Yolculuk", Woolf’un ustalık dönemi eserlerini sevenlerin okuması gereken bir roman



"Dışa Yolculuk", Virginia Woolf’un 1910-1915 yılları arasında yazdığı ilk romanı. Bütün ilk romanlar gibi büyük bir edebi yetkinliği değil, derin bir içtenliği yansıtıyor.

Roman, yazarın daha sonraki yapıtlarında karşımıza çıkacak olan teknik ustalığın, serbest dolaylı anlatımın, kadın bilinçlenmesine odaklanışın, cinsellik ve ölüm temalarının da öncüsü. Bilinç akışı tekniğiyle özdeşleşen Woolf, bu ilk kitabında klasik romana daha yakın bir çizgide sürdürüyor anlatısını. Bu kitap, geleneksel anlatıdan 20. YY. edebiyatına damgasını vuran bilinç akışı tekniğine geçişin önemli bir örneği.
Woolf, 1912 yılında romanının ilk taslağını bitirmesine rağmen, bu dönemde ağır bir ruhsal çöküntü geçirdiğinden romanın yayımlanması 1915 yılına dek erteleniyor. Sonrasında birden çok defa yeniden baskısı yapılan roman her defasında Woolf tarafından elden geçirilirken bir anlamda yeniden yazılıyor.





Modern bir mit



"Dışa Yolculuk", Londra’nın dış mahallelerinden birinde halalarının yanında kapalı bir yaşam süren genç ve masum Rachel Vinrace’in babasının gemisinde Güney Afrika’ya yaptığı yolculuk sırasında kendini ve aşkı keşfedişinin öyküsünü anlatıyor. Modern bir mit, alaycı bir toplum eleştirisi olarak okunabilecek roman, Virginia Woolf’un yazın hayatının ileriki yıllarında kat edeceği yolun habercisi aynı zamanda. Geminin yanyana durması beklenmeyen kişilerle dolu atmosferi Woolf’a dönemin alaycı bir portresini çizme fırsatı veriyor. Romanda Woolf’un yaşantısından izler taşıyan karakterler bulmak da mümkün. Başkahramanın Londra’nın bir banliyösüne sıkışmış hayatından özgürlüğe doğru yaptığı yolculuk da Woolf’un baskılarla dolu aile yaşantısından edebiyat çevresine girerek gerçekleştirdiği kaçışın bir benzeri gibi okunabiliyor. Woolf’un sonraki romanı "Mrs. Dalloway"in Clarissa Dalloway karakterini ilk kez roman okurlarıyla karşılaştırdığı "Dışa Yolculuk"ta otobiyografik öğelerle yazarın iç dünyasının, aşklarının, tutku ve inançlarının izlerini görmek mümkün.




Gemi ve Güney Afrika



"Dışa Yolculuk"ta başlıca iki mekan var. Gemi ve bir sömürge olan Güney Amerika. Woolf’un daha sonraki kitaplarında ortaya çıkacak mekandan çok insan ilişkilerini ele alışı ya da karakterlerin gözünden mekanları anlatışı daha bu ilk kitabından belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Güney Amerika’da da iki ayrı ana mekan var. Otel ve Rachel’ın ailesiyle kaldığı ev. Mekanlar her zaman olduğu gibi kişilerle birlikte anlam ve karakter kazanıyor. 
Kitapta alışılagelenden çok daha fazla sayıda kahramanla karşılaşıyoruz. Bu durum romana çok sesli bir hava veriyor. Daha sonraları Woolf’un başlı başına bir karakterine dönüşecek Mrs. Dalloway de kocasıyla birlikte geçip gidiyor romanın sayfaları arasından ve rolü hiç de yabana atılacak cinsten değil. 
Kitapta toplumsal eleştiriler de oldukça önemli bir yer kaplıyor. Kilisede Pazar duası sırasında İncil’in arasına Midillili lezbiyen şair Sappho’nun okunması ve Edward Gibbon’ın referans kitabı "Hristiyanlık ve Roma İmparatorluğu’nun Çöküş Tarihi"nden bahsedilen bölümler Woolf’un sadece toplumu değil din kurumlarını da inceden inceye tiye aldığının birer işareti. 
"Dışa Yolculuk", pek çok okura garip gelebilecek kadar sığ bir hayatı tasvir ediyor. Üst sınıf bir grup İngiliz’in yaptığı uzun bir yolculuğu konu eden romanda olaylar çay partileri, danslar ve yürüyüşler etrafında gelişiyor. Roman kişilerinin yörenin yerli halkıyla kurduğu ilişki de birkaç el örgüsü şal almaktan öteye gitmiyor. Anlaşılan o ki Virginia Woolf karmaşık iç dünya meseleleriyle uğraşırken dış dünyadaki adaletsizliklerin ne kadar göz ardı edildiğini de okurlara bu yolla aktarıyor. 
1926’da romana dair bir eleştiri kaleme alan ünlü edebiyatçı E. M. Forster "Dışa Yolculuk"u, "Hiçbir haritada bulunmayan, hiçbir gemiyle gidilemeyecek olan Güney Amerika’ya doğru garip, trajik ve ilham verici bir yolculuk" olarak tanımlıyor. Bunun yegane sebebi romanda yapılan yolculuğun Woolf’un hayalindeki bir yerde gerçekleştirilmesi. Forster’a göre roman bambaşka bir yoldan gitse de Bronte’nin "Uğultulu Tepeler"iyle karşılaştırılacak düzeyde bir bütünselliğe sahip. Edebiyat uzmanı Phyllis Rose da Forster’la benzer bir düşünceyi savunuyor: “Woolf’un daha sonraki yıllarda yazdığı hiçbir roman 'Dışa Yolculuk' kadar gençlik heyecanı içermiyor. Yaşamın macera ve zorluk dolu bu dönemini kimse Woolf’tan daha iyi anlatamıyor.”



En ağır eleştiriler Woolf’tan



Virginia Woolf, "Dışa Yolculuk" romanını yazarken yaşadığı sorgulamalarda kendi metnini 'yamalı bohça' diye tanımlıyor ve 'şen şakrak ve kof' diye nitelendiriyor. Dahası 'Tanrı kelamı gibi' diye alay ediyor. Ve şöyle bir nihai karar veriyor: “Kendimi affettirmenin pek yolu yok, ebediyete ucuz bilmişliklerin, bilmiş bilmiş hicivlerin ve hatta, düşünüyorum da, bayağılıkların -kaba sabalıkların, daha doğrusu-, yazarı olarak geçeceğim, mezarda bile peşimi bırakmayacak bunlar.”



Yılan hikayesine dönen roman



Woolf, "Dışa Yolculuk"u 25 yaşında yazmaya başladı. Henüz Leonard Woolf ile evli değildi. Romanı ilk baskısındaki şekliyle yazması beş yıl kadar sürdü. Yazarın 1915 yılında geçirdiği ağır buhran dolayısıyla hastaneye kaldırıldığı dönemde, "Dışa Yolculuk" ilk şeklini almıştı ve bir yayıncı olan kayınbiraderi eseri İngiliz okurlarla buluşturdu. 1919-1920 yıllarında Woolf, New York’taki Mac Millan Yayınları’ndan aldığı teklif dolayısıyla eseri gözden geçirdi. Mac Millan ile anlaşamadı ama roman Doran Yayınları’nın teklifi üzerine tekrar gözden geçirilerek Amerika Birleşik Devletleri’nde basıldı. Woolf’un eserlerinin basım hikayesine birçok yayınevi dahil oldu ve her seferinde okurla buluşan kopya bir diğerinin aynısı asla olmadı.

0 yorum :

Yorum Gönderme